Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Kültür - Tarih > Osmanlı Tarihi
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11 Mart 2013, 20:22   #1 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
frasker Osmanlıda Protokol:Elçi Kabul Törenleri

Elçi Kabul Törenleri

Osmanlı tarihinde gerek doğu gerekse batı ülkeleriyle diplomatik ilişkiler büyük önem taşımıştır. Özellikle 15. yüzyıldan sonra Osmanlı devletinin üç kıtaya yayılmasıyla Akkoyunlular, Memluklar, daha sonra Safeviler, Hindistan'da Babürlüler, Avrupa'da Avusturya, Macaristan, Fransa, İngiltere, Hollanda, İsveç, Prusya kırallıkları ve İtalya yarımadasındaki devletlerle diplomatik ilişkiler sürdürülmüştür. Bu ülkelerin konumu ilişkilerde önemli rol oynamış, bu ilişkiler savaşlar, sınır sorunları, dostluk dereceleri, ittifak dilekleri, ticaret koşulları çerçevesinde belirlenmiştir. Rusya, Avusturya gibi bazı ülkeler kapı kethüdası' adı altında uzun süreli maslahatgüzar bulundurmuşlardır. 18. yüzyıldan sonra ise birçok Avrupa ülkesinin İstanbul'da sürekli elçisi olmuştur. Osmanlılar, III. Selim dönemine kadar Avrupa'ya sürekli elçi yollamamışlardır. Padişah cüluslarını bildirmek, ya da yeni kralları tebrik etmek veya savaş sonrası anlaşmaları sağlamak için ara sıra gönderdikleri elçi heyetleri kısa süre içinde geri dönmüşlerdir. 18. yüzyıldan sonra gönderilen kimi elçiler ise daha uzun süre kalmışlardır. III. Selim büyük Avrupa ülkelerine üçer sene kalmak üzere sürekli elçi göndermeye başlamıştır.

Kaynaklar, Osmanlıların yabancı elçilere oldukça iyi davrandıkları konusunda birleşirler. Hatta kimi yabancı yazarlar Kuran'a bile dikkat çekmiş, elçilere ait Kuran hükmünden söz etmiştir. Gerçekten de Kuran'da elçilerin yalnızca aracı olduğu ve kendilerine fenalık edilmemesi gerektiği belirtilir; hatta 'elçiye zeval olmaz' deyimi buradan gelir. Gerçi Yedikule zindanlarına kapatılan elçiler de yok değildi. Özellikle istenmiyen savaş ilanları ya da düşmanlarla ittifak bu tür cezaların nedeni olabiliyordu.

Osmanlı'da gerek Müslüman gerekse Hıristiyan elçilerinin sadrazam ve padişah tarafından kabulü belirli bir protokola bağlıydı. Bu protokol teşrifat defterlerinde belirtilir ve teşrifat memurlarınca yürütülürdü. Elçi kabul töreni elçinin kıdemine göre değişirdi. Elçilere eşlik eden birçok Avrupalı yazar bu protokolu ayrıntıyla anlatmış ve elçilerin birlikte getirdikleri ressamlar da bu törenleri resimlemişlerdir.

Osmanlı ülkesine gelen elçi heyetleri sınırdan girdikten sonra İstanbul'dan yollanan bir mihmandar ile bütün masrafları karşılanmak üzere payitahta getirilirdi. Elçinin dönüşüne kadar elçi ve maiyeti devletin misafiri sayılırlardı. Örneğin, 1589'da gelen İran elçisine günde yüz koyun ve yüz şekerli ekmek ve para verildiği kaynaklarda geçer.

1665'te gelen Avusturya elçisi Kont Leslie'ye günde yüz elli kuruş verilmiş ve ahırının bütün masrafları karşılanmıştır. 17. yüzyıla kadar Avrupa'dan gelen elçiler, Çemberlitaş'taki Elçi hanında misafir edilirlerdi. 17. yüzyıldan sonra kendileri için Galata'da yer ayrıldı. Doğu ükelerinden gelen kısa süreli Müslüman elçiler ise Üsküdar'dan alınıp bir konağa yerleştirilir, sonraki günlerde Paşakapısı, daha sonra Bab-ı Ali denen sadrazam konağında sadrazam tarafından kabul edilirlerdi. Sadrazamların 17. yüzyıla kadar belirgin bir makamı yoktu. Saraya yakın bir konağı Paşakapısı olarak kullanırlardı. Ender de olsa ellerinde bir name ile kısa süreli gelen Hıristiyan elçiler bazen huzura kabul edilmez padişların cevabı kendilerine sadrazam tarafından iletilirdi.

İlk resmi elçi kabulü II. Murad zamanında Edirne sarayında gerçekleşmiştir. 1432-33 yıllarında Yakındoğu'ya ve Istanbul'a gelen Bertrandon de la Brocqui?re seyahatnamesinde padişahın Edirne sarayındaki kabulünü anlatır. Padişahın, divanhanenin köşesindeki tahtta oturduğunu ve divana katılanların daha uzakta durduğunu ve gelenleri takdim ettiğini, kendilerine etli pilav ikram edildiğini anlatır. Demek ki 15. yüzyılda ufak çapta törenler düzenleniyordu.

Aslında Osmanlı'da, saraydaki devlet törenlerinde uygulanan protokol elçilere de uygulanmıştır. Ancak bazı elçi kabulleri başka kentlerde ya da seferler sırasında gerçekleşmiştir.

Osmanlı tarihine ilişkin el yazmalarında, minyatürlerle belgelenmiş kimi elçi kabullerine bakarsak, kuşkusuz Kanuni Sultan Süleyman'ın kabulleri önde gelir. Örneğin, Kanuni'nin başarıyla sonuçlanmayan 1529 Avusturya seferinden sonra, Avusturyalılar Buda'yı almış ve Habsburglara yenilen Fransız Kralı I. François, Osmanlı Sultanından yardım istemiştir. Kanuni bunun üzerine tekrar sefere çıkmış ve Belgrad'da konakladığı sırada Fransız elçisi Antonio Ricon ve heyetini kabul etmiştir. Elçi Osmanlı ordusu tarafından gerçekleştirilen görkemli bir törenle karşılanmış, hatta kaynaklara göre padişahın elini öpmesine izin verilmiştir ki, bu gerçek bir onurdur. Padişah otağ-ı humayunda tahtında oturur. Elçi heyeti sırayla önce başları Antonio Ricon olmak üzere padişahın önünde eğilirler. Ricon padişahın elini öper ve François'nın ittifakı yenileyen mektubunu sunar.

Kanuni'nin seferleri sırasında yalnızca elçi heyetleri değil, kral-kraliçe kabulleri de gerçekleşmiştir. Mohaç seferinden sonra Avusturyalılar tarafından çalınan Macaristan kraliyet tacını Kanuni geri aldırmış ve tacı müttefiki Janos Zapolya'ya teslim ettirmiştir. Janos Zapolya'nın 1540'ta ölümünden sonra, Polonya kralının kızı olan karısı Isabella ve yeni doğan oğlu Stefan'ı, Kanuni bizzat kabul etmiştir; çünkü bu arada Arşidük Ferdinand Stefan'ı değil, V. Charles'ın kardeşini Macar kıralı yapmıştır. Kanuni 1541'de tekrar sefere çıkmış ve Avusturyalılarla savaşı kazanmıştır.
Kanuni döneminde Habsburg elçilerinin kabulünde faklılıklar gözlemlenir. Örneğin, 1530'da Arşidük Ferdinand'ın Istanbul'a gönderdiği 24 kişilik elçi heyeti sadrazam Damat İbrahim Paşa ve vezirler tarafından kabul edilmiş, ancak haftalarca oyalanmışlar ve Osmanlılar Ferdinand'ın Macaristan tacına sahip olmasına karşı gelmişlerdir. Bu olaya ilişkin bir minyatürde, Kanuni'nin önünden geçen esirleri görülür. Savaş esirleri ceza olarak kucaklarında kesik kafaları taşımak zorundadırlar. 1532'de barış anlaşması yapmak üzere Ferdinand'ın gönderdiği Avusturya delegelerini Kanuni Niş'te kabul etmiştir. Ancak Kanuni Ferdinand'ın mektubundaki hiçbir öneriyi kabul etmemiş ve onları geri göndermiştir.

Doğudan gelen elçilerin kabul törenlerine bakarsak, onlarda da kimi farklılıklar dikkat çeker. Kanuni 1554'te Iran'a sefer yapar çünkü Safeviler Kanuni'nin Macaristan seferlerinden yararlanıp Van'ı ve Ahlat'ı işgal etmişlerdir. Ferdinand ise Şah Tahmasp'a Osmanlılara karşı ittifak önermiştir. Bunun üzerine Tahmasp'ın ordusunu yenen Kanuni 1554-55 kışını Amasya'da geçirir. 1555'te Tahmasp, Şah Kemaleddin Ferruhzade'yi iyi niyet elçisi olarak gönderir. Elçi önce sadrazamla görüşür sonra padişah kabul eder. 1556 yılında Süleymaniye Camii'nin açılışı nedeniyle birçok ülkenin kral ve padişahları elçiler ve hediyeler göndermişlerdir. Kanuni hediyeler getiren İran elçisini arz odasında kabul eder. Bu kabuller içinde Safevi elçi kabullerinde en çetin anlarda bile daha yumuşak bir ilişki sezilir. Görüldüğü gibi Kanuni dönemindeki elçi kabulleri daha çok seferler sırasında geçekleşmiştir ve kabul biçimi ve elçi heyetlerine yaklaşım, karşı ülkelerle sürdürülen ilişkilere bağlıdır. Osmanlı devlet ricali kabullerinde de öyle. Bütün bu kabullerde kişinin duruşu, ayakta mı durduğu, yoksa bir sandalyeye mi oturduğu veya padişahın önünde etek öper gibi eğilip eğilmediği önem taşır. Nitekim Osmanlı devletinin üst yöneticileri bile padişahın karşısında taburede oturamazlar. Buna istisna Barbaros Hayreddin Paşa'nın padişah tarafından kabulüdür. Kazandığı zaferlerden ötürü kendine büyük saygı duyulan Barbaros padişahın karşısındaki tabureye oturabilmiştir.

Kanuni döneminden sonra saraydaki protokolü daha yakından izlemek için özellikle yazılı kaynaklara ve elçi kabullerini belgeleyen resimlere bakmak gerekir, çünkü çoğu Avrupalı elçi yanında getirdiği ressamlara bu törenleri resimletmiştir. Örneğin, 16. yüzyıl sonlarında Murad dönemini anlatan Chalcokondyles'in sonradan 1612'de yayımlanan L'histoire de la décadence de l'Empire grec et établissement de Celvy des turcs adlı kitabında Topkapı sarayındaki elçi kabulünü anlatmıştır. Elçinin, Kapıcıbaşıların eşliğinde arzodasına geldiğini, sadrazamın onu tahta doğru götürdüğünü, elçinin getirdiği namenin dragomana, yani tercümana verildiğini, padişahın öpmesi için elçiye elini uzattığını, sonra da elçi ve heyetinin arkalarına dönmeden geri geri çıktıklarını anlatır.

Avusturya Kralı II. Ferdinand'ın Kutsal Roma İmparatorluğu adına 1606 Zitvatorok anlaşmasını uzattırmak amacıyla 1628'de Sultan IV. Murad'a yolladığı elçi Baron Hans Ludwig Kuefstein günlük tutmuş ve yanında götürdüğü ressamlara gezisini resimletmiştir. Baronun anlattıkları ve yanında getirdiği ressama yaptırdığı resimlerden elçinin önce vezir Hasan Paşa tarafından Budapeşte'de kabul edildiğini, mihmandarlar eşliğinde İstanbul'a girişlerinde mehterle karşılandıklarını ve elçi heyetinin Çemberlitaş'ta Elçi hanında kaldıklarını öğreniyoruz. Saraydaki kabulden önce elçi heyetleri sadrazam tarafından kendi sarayında kabul edilirdi. Elçi sadrazama kraldan getirdiği nameyi sunar, bu name Türkçeye çevrilir ve bundan sonra padişah kabulü belirlenen günde gerçekleştirilirdi. Topkapı Sarayı'ndaki Sadrazam kabulünden sonra elçiye bir Osmanlı kaftanı, yani hilat giydirilirdi. Divan odasında divan toplantısını isleyebilen elçi, sonrasında verilen şölende sadrazamla aynı masada otururdu. Anadolu ve Rumeli kazaskerleri her zaman ayrı masada yemek yerlerdi. Elçi heyetine eşlik eden Franz Hörmann ve Hans Gemminger adlı ressamlar bütün bu evreleri resimlemiştir. Aynı türde bir padişah kabulü, Elçi Schwarzenhorn'un 1651'deki kabulü, Heironymous Joachims tarafından resimlenmiştir. 17. yüzyılda gelen elçi heyetleri hakkında ayrıntılı bilgi veren birçok yazılı kaynak ve resim vardır.

Örneğin, 1661'de Kral II. Charles'ın Sultan IV. Mehmed'e gönderdiği elçi Kont Winchelsea'nin kabulünü anlatan Sir Paul Rycaut , History of the Present State of the Ottoman Empire adlı kitabında bu konuyla ilgili birçok bilgi verir. Rycaut'ya göre elçi Istanbul'a vardığı gün veya ertesinde başkatibiyle Topkapı sarayı yakınında Paşakapısı- sadrazam sarayına göndererek geldiğini bildirirdi. Sadrazam makamının 1654'ten sonra Alay köşkünün karşısındaki bir konak olduğunu biliyoruz. Eski sadrazamlardan birinin buradaki konağı Paşakapısı yapılmıştır. Kısa bir süre sonra, 18. yüzyıl başında ise Cağaloğlu hamamının yanındaki Fatma Sultan sarayının bir bölümü bu görevi görmüş fakat Patrona Halil isyanından sonra tekrar eski yerine dönmüştür. 1755'te burası yanınca, bir süre başka yapılar kullanılmış ve sonra yine Gülhane kapısı karşısındaki mekân sadrazamın sarayı olmuştur. Buna bağlı olarak elçinin sadrazam tarafından kabulünü gösteren resimlerde yüzyıllar içinde farklı dekorlar görülür, bazıları hayali olsa bile, değişik mekânlar oldukları bellidir. Paşakapısı'na gelen katibi önce reis efendi kabul eder, kahve şeker ikram ederdi. Ertesi gün yeni elçiye yemiş ve çiçek gönderilir, hoş geldin denilir, ayrıca korumak için bir grup yeniçeri görevlendirilirdi. Elçi geleceği gün elçiliğinden alınıp Tophane'ye, oradan çavuşbaşının gönderdiği kayıkla Sirkeci iskelesine gelir, buradan da alayla Paşakapısı'na getirilirdi. Çavuşbaşı elçinin önünde yürürdü. Sefir ve maiyetine merasim için atlar gönderilirdi. Sefirin yeniçeri muhafızları otuz kırk kadar çavuştu. Sefirin yanlarında yaya askerleri yürür. Paşakapısı'nda attan inen elçi divan-ı hümayun tercümanı tarafından karşılanır, erkan arasından geçip kabul odasına girerdi. Sadrazam ardından odaya girer, vezir ve divan erkanı ayağa kalkar o sırada elçi de etek öperdi. Sonra elçi karşısındaki iskemleye otururdu. İki yanında kendi dragomanı ve divan tercümanı yer alırdı. Yüksek dereceli maiyeti de iskemleye otururdu. Bazı elçiler sadrazamın yeterince saygı göstermediğinden şikayet etmiş hatta sadrazamın oturduğu taburenin yüksekliği konu olmuştur. Elçi ziyaretlerinde hediyeler verilir. Elçi itimadnamesini ve getirdiği mektubu divan-ı humayunun başı olan reisülküttaba verir o da mektubu sadrazamın yenındaki yastığa koyardı. Sadrazam kahve ve tatlı ve gülsuyu ikram eder ve dragoman aracılığıyla konuşurdu. Yemekten sonra elçiye kürklü bir kaftan giydirilir, maiyetine de benzer giysiler verilir, sonra yine kayıkla Tophane'ye gönderilirdi. Dönüşünde mehter eşlik ederdi.

Elçinin getirdiği name divan-ı humayun tercümanı tarafından çevrilir ve saptanacak ileri bir tarihte sarayda törenle padişah tarafından kabul edilirdi. Bu kabul günü mutlaka ulufe divanına yani yeniçerilere, kapıkulu ocaklarına 3 ayda bir maaş verilen bir Salı gününe raslatılırdı. Ulufe gününden başka gündeki kabule resm-i adi denirdi. Bu hem devlet yönetimi hem de Osmanlı'nın zenginliği açısından bir gösterge olmalıydı. Bütün bu evreleri resimlerden izlemek mümkündür. Elçi kabul törenleriyle ilgili en önemli kaynak 18. yüzyılın ilk yarısında İstanbul'da birçok elçilik çevresinde çalışmış olan Valenciennesli ressam Jean Baptist Vanmour'un resimleridir.

Elçi Tophane'den bir törenle kayıklara binerek Sirkeci'ye gelir. Buradan Topkapı Sarayı'nın kapısı Bab-ı Humayun'a doğru ilerler. Babüsselam'a gelindiğinde elçi atından iner. Kılıçları ve atları birinci avluda kalır. Sultanın huzuruna silahlı kimse giremez. (Fransız elçisi Marquis de Ferriol 1700'de kılıcını çıkarmak istememiş ve bu nedenle saraya kabul edilmemiştir.) Divan-ı humayun tercümanının karşıladığı elçi kapıcıbaşıların nöbet odasında bir süre dinlenir. Bu arada ikinci avluda yeniçerilere pilav zerde ikram edilmektedir. Ödemelerden memnun olan yeniçeriler yemekleri kapışırlar. Bu törene çanak yağması denirdi ve aslında imparatorluğun gücünü ve zenginliğini yansıtan bir olaydı. Elçi avluda bunları izleyerek divan-ı humayuna doğru yürür, sadrazam divitodasından çıkar yerine oturur, elçinin hatırını sorar. Çoğu zaman elçi ve maiyetinin divan-ı humayundaki divan toplantısına katılmasına izin verilirdi. Ardından Sadrazam elçiye bir yemek verir. Yazılı kaynaklar yemeklerin gümüş siniler içinde Çin porselenleriyle 50'ye yakın kap yemeğin servis edildiğini anlatır. Elçi vezir-i azamın sofrasında yemek yer, dragomanlar yanındadır, yanlarında defterdar da vardır. Rumeli ve Anadolu kazaskerleri yan masadadır. Öteki sofralarda Osmanlı erkanı ile elçilik maiyeti oturur. Sadrazamın yemeğinden sonra özel bir odaya gidilir ve burada elçiye samur kürk astarlı ipek kaftan-hilat giydirilir. Maiyetindekilere daha ucuz kürkten astarlı kaftan verilir. Elçi hilat giydikten sonra iki kapıcıbaşı tarafında Arzodasına götürülür. Bir gün önce saraya gönderilen elçi hediyeleri de arz odasına onları izler, hediyeler sonra görevli ağalar tarafından alınır. Arz odasına girişle ilgili Fransız elçisi Andrezel, kitabında şöyle der: O kadar törensel bir yaklaşım dikkati çeker ki kubbealtından arz odasına gidene kadar ve arz odasında yalnızca çeşmenin su sesleri duyulur. Yani kısa bir mesafe olmasına karşın büyük bir sessizlik ve ciddiyet hakimdir. Padişahın huzuruna gelince, kapıcıbaşılar elçiyi yere kadar eğip tekrar kaldırırlar, maiyeti de aynı şeyi yapar. Elçi daha sonra dragomanı aracılığıyla padişaha değil, sadrazama hitabeder, padişah da cevabını sadrazam aracılığıyla verir. Yani padişahla karşılıkla konuşulmaz. Aynı şekilde elçi elinde tuttuğu nameyi yanındaki vezire verir, vezir sadrazama iletir, o da nameyi padişahın yanındaki yastığın üzerine koyar. Bu da protokolün bir parçasıdır. Padişah birkaç söz ettikten sonra elçinin odadan çıkmasına izin verilir. Elçiler süreleri bitip ülkelerine dönecekleri zaman, hem padişahın kırala göndereceği nameyi almak hem de veda etmek için Paşakapısı'na giderler, sadrazamı ziyaret eder ve mektubu alırlar. Bu kabuller 18. yüzyıl boyunca birçok ressam tarafından belgelenmiştir. Türkiye'ye gelmemiş ressamlar bile daha çok Vanmour'un resimlerini örnek alarak bu sahneleri resimlemişlerdir. Kimi ayrıntılarda hayali unsurlar olsa da, hepsinde kabul protokolü belgelenmiştir

Osmanlı elçilerinin Avrupa'daki kabullerine bakarsak, Osmanlılar 19. yüzyıla kadar Avrupa ülkelerindee yalnızca kısa süreli geçici elçiler bulundurmuşlardır. Osmanlı elçileri de gitmeden evvel sadrazamın eşliğinde padişahın huzuruna çıkarlardı. Kendilerine hilat giyirilir ve gidecek name teslim edilirdi. Karşı ülkedeki protokol bu namenin kimin tarafından gönderildiğine bağlıydı. Kendisine sözlü talimat da verilirdi. İlk elçi heyetleri Fransa'ya gönderilmiştir. Kanuni, 1533'te I. François'ya ittifaklar için, III. Murad da 1582'de III. Henry'e şehzadesinin sünnet düğününe davet için elçi göndermiştir. 1607'de XIII. Louis'ye 1669'da XIV. Louis'ye Osmanlı elçileri gönderilmiştir. Özellikle Süleyman Ağa'nın ziyareti Fransa'da büyük yankılar uyandırmıştır. 1657'de İsveç'in Polonya'ya saldırması nedeniyle elçi gönderilmiş, 1665'te Viyana'ya giden Kara Mehmed Paşa 9 ay kalmıştır. Avrupa ülkelerine giden elçilerin çoğu sefaretname yazar ve dönüşte yetkililere verirlerdi. Dolayısıyla Avrupa protokolünü bu sefaretnamelerden incelemek mümkündür. Kara Mehmed Paşa sefaretnamesinde kendisine uygulanan karantinanın dışında saygı gördüğünü, kendisine ziyafetler verildiğini anlatır. Kendisi ve yanındakilerin bütün masrafları karşılanmıştır. Ancak kimi sorunlar yaşanmıştır. Heyet halinde davullarla Viyana'ya girişlerinde sancaklarını alçaltmaları ve davul sesini azaltmaları istenmiştir.

18. yüzyıldan sonra Avrupa'ya giden Osmanlı elçisi çok artmıştır. Bu yüzyıldaki elçi ziyaretleri Avrupalı ressamlarca belgelenmiştir. Kuşkusuz 1721'de Sultan III Ahmed tarafından Fransa'ya Kral XV. Louis'ye gönderilen Yirmisekiz Mehmed Çelebi ve 1742'de oğlu Said Efendi'nin ziyaretleri en çok yankı uyandıranlardan olmuş ve her ikisi için de büyük törenler düzenlenmiştir. Mehmed Efendi, Toulon, Bordeaux üzerinden Paris'e geçmiştir. Ancak Fransızlar heyeti Toulon'da 40 gün karantinada tutmuşlardır. Mehmed Efendi bunu çok yadırgamıştır. Bunun nedeni veba korkusudur. Sefaretnamesinden bunu sitemle dile getirir.

Elçi heyetinin kabul töreni Osmanlı sarayındakinden çok farklıdır. Bu protokolü hem Mehmed Çelebi'nin sefaretnamesinden hem de Fransız ressamların tablolarında ayrıntıyla izlemek mümkündür. Yanına oğlu Said Efendi'yi de alan Mehmed Çelebi'nin heyeti büyük bir törenle Fransız yetkililerce karşılanır, Tuilleries bahçesinden geçerek saraya ulaşırlar. Saraydaki kabul çok görkemlidir. Çok büyük bir salonda yapılan tören çok kalabalıktır. Yalnız üst düzey devlet görevlileri değil, kadın erkek büyük bir asil topluluğu törende bulunmaktadır. Kadınların da törende yer alması Mehmed Çelebi'nin çok dikkatini çekmiştir. Elçinin Kral tarafından kabulü de farklıdır. Osmanlı elçisi krala yaklaşabilmiş ve padişahın mektuplarını kendisi arzetmiştir. Kral, kendisini ayakta kabul etmiştir. Sadrazamın konumunda olan Mareşal Villeroi kralın adına konuşmuştur. Elçi ve heyeti ayrıca Marki de Villeroi tarafından yemeklere davet edilmiş, opera ve baleler izlemiştir. Kentte gezdirilmişler ve etrafı gözleme imkanları olmuştur. Bu protokolde güç dengesi önemli rol oynamıştır. Fransızlar Osmanlılardan talepte bulunmaktadırlar, dolayısıyla gösterilen özeni açıklamak mümkündür. 1742'deki Said Efendi ziyareti de aynı çizgide gelişmiştir. Said Efendi, kralla yediği yemekte konuştuklarını anlatır. Kral padişahtan asker yardımı isteyebilir miyiz diye sormuş Said Çelebi de olumlu cevap vermiştir.



Kozbekçi Mustafa Ağa'yı, 1712'de Osmanlılara sığınan İsveç kralının borçlarını almak üzere,
1727 yılında Stockholm'a gönderilmiştir. Elçinin 23 kişilik maiyeti ile yaptığı ziyaret ressamlarca belgelenmiştr. Kozbekçi Ağa yedirilip içirilmiş, eğlendirilmiş, ancak kendisine hiçbir ödeme yapılmamıştır. Kozbekçi'nin talebine yanıt verilmeyince Said Efendi 1732-33'te Stockholm'a gitmiştir. O da hiçbir şey alamadan dönmüş, Isveç ödemesi gereken borcu yüzyılın sonunda gemi göndererek halletmiştir. Avrupa'ya giden Osmanlı elçilerin çoğu ressamlara poz da vermişlerdir.
Görüldüğü gibi ülkelerin belirli dönemlerdeki konumu ve siyasal ilişkilerin o anda taşıdığı önem, elçi kabullerinde büyük rol oynamıştır. Ancak Osmanlı sarayındaki elçi kabul törenlerinin ayrıcalığı Osmanlı devlet örgütünde yer alan resmiyetin ve protokolün sürekliliğidir. Tahta çıkma törenleri, cüluslar, bayram kabulleri, divan-ı humayun toplantıları gibi elçi kabulleri de ayrı bir protokole bağlıdır ve buna mutlaka riayet edilmiştir. Yabancı elçi kabullerinde yalnızca en önemli devlet görevlileri yer almıştır. Cömertçe ağırlayarak ve hilat giydirerek elçiyi ve heyetini onurlandırmışlardır. Ancak elçiler resmi kabulden başka bir etkinliğe katılmamışlardır. Bu törenler 19. yüzyıla kadar Osmanlı'nın o çok değişmeyen, sürekliliğini koruyabilen devlet yapısının ve güç göstergesinin bir simgesi olmuştur.




Osmanlı Sarayında Görkemli bir Protokol: Elçi Kabul Törenleri,
Prof. Dr.Günsel Renda




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
kabul, osmanlıda, protokolelçi, törenleri


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557