Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Kültür - Tarih > Osmanlı Tarihi
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11 Mart 2013, 21:52   #1 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
frasker Osmanlı Türklerinde Su Mimarisi

HAYAT için su kadar hiçbir maddenin lüzum ve ihtiyacı büyük olmamıştır. Canlının yaşamasında olduğu kadar onların topluluğunun gelişme ve tekâmülünde tesiri daima ilk plânda görülmüş tarihin muhtelif devirlerinde şahsın ve dolayısiyle topluluğun menfaati bir su başını tutabilmeyi bir su akıntısı kenarında barınmayı en büyük ihtiyaç olarak hissettirmişti. Bu umumî ihtiyaç muayyen bir nokta etrafında şahısların birbirine yakınlığını millî birliklerin doğma ve inkişafını mucip olmuştur. Münbit toprakları yeşil ve mahsuldar vadileri besleyen nehirlerin kıyılarında daima ilk kurun medeniyetlerinin parlak yılları geçmiştir.

Suların zamanla insan topluluklarının artması derecesinde önemi de artmış ve değişmiştir. Kıyılarında gölgeli yeşillikler geniş ekin tarlaları yetiştiren sular yalnız ekini yeşerten bir âmil olmakla kalmamış ayrıca muhtelif kavimlerin birbirleriyle temaslarında mal alışverişlerinde kısa ve rahat bir yol olmuş ve bu suretle sivilizasyonlarm intişarını birbiri ü-zerinde müessir olmasını da temin etmiştir. Burada suların milletlerin hayatında oynıyabileceği rolleri çeşitlendirmeden kaçınarak suyun yalnız susuzluğu gideren ve dinî ihtiyaçları karşılıyan bir madde olarak gözönüne alındığı devirleri hatırlarsak onun bir «azîz» gibi takdis edildiğini görürüz. Bir yere su getirmek bir çeşme kurmak doğuda ve batıda bir sevab olmuş bu yolda yapılan tesisler o devirlerin en güzel ve zarif sanat âbidelerini teşkil etmiştir. Şarkta din suyu daha kıymetlendiriyordu. Bilhassa asırlarca islâm dinini himaye ve intişarında büyük fedakârlık ve hizmetleri görülen Türklerde su tesisleri sanat ve mimarîlerinde çok önemli bir yer almıştır. Selçuk Sultanlarından ve Anadolu Türk Beyleri nden günümüze kadar çok azı tamamen harap olmadan kalabilmiş üstü işlemeli o zarif çeşmeler o güzel hamamlar bunların birer uzak hâtı-rasıdır. Selçuk İran Bizans gibi civar hükümetlerin sanat ve mimarî görüşlerinin tesirine rağmen kendine has bir tarz bir üslûp almış olan Osmanlı Türklerinin sanat ve mimarîsinde ise su tesislerinin de kendine mahsus başkalıklarla ortaya çıktığı görülür.

Fakat şunu da işaret etmek lâzımdır ki bugüne kadar Türk sanatının etüdünde bilhassa dini mimari konuyu teşkil etmiş ve bu yolda ecnebi bilginlerinde müteaddit kıymetli e-serleri intişar etmiştir.

Yapının gördüğü hizmete göre dinî sivil ve askerî olarak üçe ayrılan mimarîden Türk dini mimarîsi üzerindeki tetkiklerin zenginliğine karşılık sivil ve askerî mimarî ve bu arada çeşme sebil ve saire gibi su tesislerine ait eserler genel ve kısa bir görüş çerçevesinde mahdut bir saha içinde kalmıştır. Dinî mimarîde camilere ait bu etüdlerin mebzuliyetine rağmen diğer mevzuların nispe (...) işin güçlüğünden ziyade dokümanların azlığı belki de âmil olmuştur. Aynı zamanda Türk mabedi erinin her birinin kendine mahsur ihtişamlı hususiyeti ve güzelliği bolki de kendileri üzerinde daha fazla dikkati toplamıştır. Hakikaten Osmanlı Türklerinin mabed mimarîsinin Selçuk ve Anadolu mimarîsi fevkine çıktığı ve bir devrede de dünya sanat ve yapı varlığına tefevvuk ederek Süleyma-niye Selimiye Sultanahmet vesairesi ile bir millet için yalnız ebedî bir iftihar âbidesi değil o milletin medeniyet seviyesinde ne kadar yükselmiş olduğunu gösteren âbideler halinde tecelli ettiği de görülür.

Türk sanatının zamanla değişen Bursa Klâsik Teceddüt Lâle ve nihayet Barok Ampir tarzlarına ait empirmeler bütün bu eserler üzerinde de esaslı birer kaide olarak müşahede olunur.

Aynı zamanda camiin yapısındaki mimarî tarzına bütün müştemilâtı ve bu arada su tesisleri de aynı üslûba uyar.

Bu seyir üzerinden Bursa'da daha Sultan Orhan zamanında başlayan dinî inşaatın içinde yer alan su tesislerini Edirne'de daha ilerlemiş bir şekil aldığı İstanbul'da ise büyük bir gelişmeye uğrayarak âbıdeleştiği görülür. Bütün bu sanat eserlerinin mermer cepheleri üzerinde Bursa devrinin Klâsik devrin yenilik Lâle devrinin Barok ve Ampir devirlerinin ve nihayet Uyanış devrinin sanatkârının ağır üslûbu aydınlıkları çiçekleri münhanileri girift hatları sadelikleri devirlerinin kendilerine has ihtisasları halinde bulmak kabildir.

Türklerde insan şeklinin dinî telâkkiler dolayısiyle sanat eserleri ü-zerinde yer almamasına karşılık zarif kıvrımların ince ve cazip şekilli çiçek ve yemişlerin çeşme sebil ve şadırvanların mermerleri üzerinde güzel şekilleriyle yaraşacakları en uygun sahayı buldukları görülür.

Türklerde batıya nazaran ayrı bir güzellik ve bilgide fevkalâde terakki ve inkişaf göstermiş bu sanatın bu mimarînin su ızgaraları su bendleri havuzları su terazileri kemerleri künkleri sebilleri şadırvanları çeşmeleri ve dünya üzerinde ilk defa kurulmuş bütün bu tesislere bakan teşkilât ve kadroları ile Türk sanatının sivil mimarî bahsinin içinde kısaca etüd edilmesini doğru ve muvafık olarak görmüyoruz. Bu kadar geniş bu kadar kendine has bir sanat inceliği ve bilgisiyle temayüz ve şahsiyet kesbetmiş bu bahisleri "Türk Su Mimarîsi» namı altında bütün de-taylariyle bir araya toplayarak ayrı bir ilim b'r sians olarak mütalâa edilmesini temenni ediyoruz. Bu düşüncelerimi Osmanlı Türklerinin kaç yüz yıl evvel çağdaş dünya milletlerine nazaran çok tekâmül ve terakki etmiş su mimarîsinden Türk sanatının o zengin ve geniş şapitrilerini «İstanbul Suları» kitabım da tebarüz ettirir.

Sultan Orhan Bursa'da dinî ve sosyal yapılarını kurdururken aynı zamanda tepeleri sisli yemyeşil vadilerden sular toplayarak künkler galeriler içinde şehire getirerek çeşmelerinden akıttırmıştı. Osmanlı Türklerinin yeni yapıları kurdukları devletin tazeliği kadar bir yenilikle civar şehirlerin binalarından ayrıldığı gibi su tesislerinde de değişiklikler görülüyordu.

Bunlar asırlardan beri devam eden Selçuk Sultanlarının revnaklı ve gelirli günlerinin süslü yapıları karşısında vakur ve asil bir sadeliğin güzelliği içinde âdeta sedef gibi parlıyordu. Sular ise bütün bu mermer tesisleri süslüyordu: II. Murat o güzel camisile beraber yanında «bah-çe-i-lâtijim» dediği büyük bir bahçe tanzim ettirmişti. Bu bahçenin geniş yeşilliklerle sayedar serinlikleri içinde suları billûrlaşan mermer güzel bir havuz bulunuyordu.

Suyu Osmanlı Türkleri mabedle-rinin içine de almışlardı. I. Murat zamanında başlanmış ve Yıldırım devrinde tamamlanmış Ulu Cami'nin kubbesi altındaki büyük mermer havuz kendini saran ulûhîyet havası içinde günün loş aydınlıklarının sü-züntüsünde oymalı l'ı.-.k-yelerinden dökülen sularla yaprakları gecelerin nemile ıslanmış iri beyaz bir çiçek gibi nice yüzyıllardan beri durmaktadır. I. Mehmed'in Yeşil Cami'sinde fıskiyeli mermer havuzun günün aydınlıklarından içeri süzülen donuk akislerle koyu nefti gölgelerin titreşen hüznü içinde iri fakfur bir kâse gibi şeffaflaşıp esirleştiği görülür.

Muhitin tesiri altında daha incelenen Marmaranm ziyadar parlak denizi sahillerinde daha sade bir güzellik ve incelik alan Türk sanatkârının âbideleri civarın yeşil ve ruhanî faniliğinde beyaz bir buhar bulutu içinde değişerek köşeli bir billur gibi şekiller almıştır. İklim esen rüzgârlar akan sular parlak renkler bu insanların kurduğu kubbeyi daha se-defleştirmiş taş ve mermere çevresinde akan suların parlak keskin çizgilerini vermiştir.

Bursa Osmanlı Türklerinin elinde çeşmeleri hamamları kaplıcaları ile daha o zamanlar bir su şehri olmuştu. Şükrullah Bursa'yı o senelerde şöyle över:

Şu Bursa'nın her şeyi; suyu taşı toprağı
Mis gibi bir sücüdür ve bulunmaz bir cevher.
İyilerin durağı bilgi altın kaynağı
Yalnızlar sığınağı Tanrının baktığı yer..

Bu arada civarın göğnü ve gözü dinlendiren bir deniz gibi engin yeşil vadileri bağların bahçelerin her tarafını küme küme yığın yığın ağaçlarının zümrütlüğü Türk sanatkârına kurduğu din âbidelerinin içini atlas bir kumaş gibi kaplıyan ve hiçbir yerde bu kadar zarifi ve bu kadar nefisi görülemeyen yemyeşil çiniler yarattırmıştı.

Edirne'nin Türklerin başşehri olması Bursa'yı kıskandıramadı. Meriç kıyıları bahçeleri camileri sarayları hamamları köprüleri ve su kuleleriyle ne olursa olsun daima büyük bir serhad şehri olarak kaldı. Hattâ Sinan'ın büyük şaheserine kavuştuğu günlerde bile yine bir serhad şehirli-ğinden kurtulamadı. Balkanların siyah çamlarla örtülü dar yollarına düşen Tuna'nın sazlıkları arasında akıp giden solgun sularının uzak kıyılarında çadır kuran Türk bahadırları için Edirne camilerinin minareleri arkada bırakılan ufuk üzerinde kaybolan siluetleri ile gurbet başlangıcı olarak kaldı. Böyle olmakla beraber Edirne'nin de güzel yılları oldu.

Fakat ne yazık ki o Yeni Saray'dan o Kum Kasrı'ndan o Adalet Kasrı'ndan o Cihannüma'smdan şimdi artık bir yığın taştan başka bir hâtıra kalmadı.

Biz bunları burada unutarak Osmanlı Türkleriyle gelip İstanbul'un kapılarını açacağız: Bu açılan kapının arkasında Bizans'ın duman ve toz tüten harabeleri üzerinde renkler yaldızlar içinde masalların bir şark şehrinin füsunlu güneşli parlak bir vadisinden camileri sarayları konakları çeşmeleri hamamlariyle büyük bir medeniyetin sabahının doğuşunu seyredeceğiz. Fatih'in İstanbul'a getirdiği bu yeni sivilizasyonda zamanla Bursa'nın Edirne'nin Türk sanat e-serlerini şehrin yedi tepesini mermer âbidelerle şahikalandırdığı görülür.

Bütün bu âbidelerin serin avlularında gölgeli namazgah başlarında uzak hudutlara kadar uzanan tenha yollar üzerinde Türklerin derin tahayyüllerine uyarak iyilik seven kalplerinin tahassüslerinin bir eseri olarak bir çok su tesisleriyle güzel çeşmeler bulunur.

Şehirlerin su ihtiyacı ekseriyetle şehir dışı dere vesaire gibi su akıntılarından temin edilmiştir. İstanbul civarında büyük bir nehrin mevcut olmayışı dolayısiyle suyunu bir takım derelerden temini düşünülmüş Belgrat ormanlarmdaki küçük derecikler üzerine su ızgara ve bend tesisleri yapılmıştır. Bu dereciklerden alınacak su tabiatiyle en az kirlenen noktadan ve her mevsimde suyu nis-beten en az bulanan yerlerden intihap olunmuştur. Su yoluna alınmadan evvel yağışlı mevsimlerde havi olabileceği bir takım mevaddan da kurtarılması düşünülmüştür. Cins cins ağaçların bir yığın yüksek yeşilliklerin arasından süzülerek doğan incecik derecikler bilhassa yağmurlu mevsimlerde kabararak dolandıkları zeminin üzerinden sürükledikleri dal kırıntıları ve ağaç parçalariyle toplama havuzlarını taş galerileri tıkamamaları için bu suların akış yolları ü-zerine ızgaralar yapılırdı. Su ızgaraları mermerden veya demirden olurdu. Mermer ızgaralar ekseriyetle düz parmaklık şeklinde veyahutta birbirine geçmiş halkalar halinde olarak bir mermer çerçeve içinde dereciklerin etrafına örülmüş duvarlar üzerine tutturulurdu. İmparatorluğun ilk su tesislerinde ve bilhassa İstanbul'a büyük su hayratı bırakan III. Ahmed devrinde su inşaatı bu tarz mermer yapılardan zengindir. Sonraları ızgaralarda mermerin yerini demir almıştır. Daha yüksek boyda pencere parmaklığını andıran ve kısmen içeriye doğru kıvrılan bu ızgaralar bilhassa bend sularının açık salma halindeki akıntıları üzerine konulmuştur. Her iki nevi ızgara tesislerine bendlere gelen dere ve katmalar üzerinde tesadüf edilir. III. Ahmed'in Cebeci köyü civarında yaptırmış olduğu bend-lerin yıkılarak harap olmasından sonra buradan Kırkçeşmeye katılan eski bend sularının katma halinde a-kışları sebebiyle demir ızgara tertipleri yapılmıştır. Ekseriyetle ızgara ile beraber bu dereciklerin sularını hem toplamak ve hem de aktarmak üzere ızgara civarında bir de bend havuzu tesisi kurulurdu.

Bu ufak bendlerin duvarları bilâhare yapılan tesislerde daha yükseltilmiş olduğu görülür. Bizans zamanında ufak bir sarnıç (su köşkü) tertibinde olan yerde Fatih II. Mehmed zamanında temeli kurulan ve III. Ahmed zamanında yıkılarak harap olmasından dolayı tekrar göğüsleme duvarı yükseltilen Büyükbend ilk Türk barajı olarak gösterilebilir. Bu mahallin kuzeyinde II. Osman devrinden kalma diğer bir bend mevcut olduğu gibi sonraki Osmanlı hükümdarları tarafından başşehrin su ihti yacının temini yolunda bu ormanların koyu yeşillikleri içinde mermerden bir çok Türk bendleri de kurulmuştur.

Bend sularının toplandıkları yerlerin aşağı bir rakımda kalması bunların ancak şehrin münhat yerlerinde yayılmalarına bâis olmuştur. Buna karşılık yine şehir civarında Halkalı tepelerinden ve yamaçlarından nebean eden bir takım kaynak suları da kubbeli ve kagir odalar (maslak) içinde toplanıp buradan künke veya galerisine alınmıştır. Bu toplama tertiplerinde suyun havi olabileceği ve topraktan sürükliyebileceği mevadı bırakabilmesi için künke girmeden evvel bir kumluğun arkasında yatırılırdı. Su tabakası bazen bir yol bulup toprak üstüne çıkamadığı bir takım ince sızıntılar halinde bir boşluğun içine süzüldüğü zamanlarda buralara bir takım dehlizler açılır ve bu dehlizlerin tabanına oyulan bir su yatağı su toplama yolunu teşkil ederdi. Muhtelif usullerle toplanan sula-nn şehre getirilmesi ve dağıtılması bir takım tesisatın daha kurulmasını istemiştir. Suyun yüksek çıkış noktasına rağmen şehirdeki tepeler üzerine kurulmuş dinî tesisata yol üzerindeki çöküntülü arazide irtifamı kaybetmeden gelebilmesi için Türkler bu gibi mahallerde Avrupalı müellifleri hayran bırakan su terazileri kurmuşlardır. Bunlarda su künkü bu sütunların içindeki borularda yükselir. Tepedeki ufak bir hazneye dökülerek buradan aldığı irtifa farkı ile tekrar sütundan aşağı inen diğer bir künkle yoluna devam eder. Ayni zamanda bu terazilerin üzerindeki ufak mermer hazneler delikli bölmeli olup çıkış künkü gideceği yerlere göre bir takım taksimata uğrar. Kagir duvarlı maslaklarda toplanan tazyiksiz sular ise yine kagir duvarlı kanallar vasıta-siyle tevzi olunurdu. Taş galeriler ise değişik genişliklerde yapılmıştır. Kırkçeşme galerisinde olduğu gibi insanın içinde dolaşabileceği eb'adda olanları ve orta bir genişlikte meselâ 40-50 m. genişliğinde veyahutta daha dar olanları da bulunurdu. Taş galerilerin icabında iç kısmını görebilmek ve makas galeri tâbir olunan ana galeriye ekseriya düz açılan katma galerilerinden gelen suları da tetkik edebilmek üzere galeri üzerinde muayyen mesafelerde baca denilen menfezler de yapılırdı. Bunların yapısında Osmanlı inşa malzemesi yapı taşı tuğla ve horasan kullanılırdı bütün bu tesisler büyük bir itina ile kurulmuş olduğundan üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ büyük bir kısmı sapasağlam durmaktadır.

Kaynak sularının miktarca fazla olmadığı ve arazinin irtifaı inişli ve çıkışlı bulunduğu bir çok yerlerde suyunda tazyik iktisab etmiş bulunduğu zamanlarda isale işlerinde su mimarlarına künk ve aynı zamanda levha halinde kurşundan yapılmış boruları kullanmayı icab ettirmiştir. Osmanlı Türklerinin döşemiş oldukları ve muhtelif nevi ve isimler alan künklerin üzerinden de asırlar geçmiş elmasına rağmen bir beton sağlamlığı ile günümüze kadar intikal edenleri pek çoktur. Gerek taş galerilerin örülüsünde ve künklerle suyun akıtılı-şında verilecek irtifam tayininde Türk ustasının ellerinde tek âletleri olan tesviye terazilerile asırlardan-beri içlerinden sular süzülen o saatler süren uzun su yollarını kurup döşemişlerdir.

Osmanlı Türklerinin su mimarîsinde de Selçuk sultanları ve Anadolu Türk Beylerinin san'atındaki çiçekli kabartmalı süslü eserlerine karşılık hoş bir sadelik görülür. Bütün bu yapılar bu sadeliklerinde sanattan hiçbir şey kaybetmiş değillerdir. Nasıl ki mavi göklere beyaz bir nur huzmesi gibi fışkırmış ince minareler güzel ve narin ise nasıl ki mermer mevzun kemerler tatlı renklerin hül-yalı gölgeleri ile süslü ise nasıl ki mat kurşun yuvarlak kubbeler şarkın bütün esrar ve füsunu ile dolu ise Osmanlı Türklerinin sık yapraklı yüksek çınarların koyu yeşil nemli gölgeliklerinde kurdukları mermer yalaklarında billur sular tatlı bir ahenkle durup dinlenmeden akan geniş kenarlı çeşmelerde o kadar sonsuz sükûn ve hülyalar doludur. Ekseriya bir caminin dış avlusunun kapısı köşesine yahut kervanların ufuklarında kaybolduğu Osmanlı İmparatorluğunun iri taşlı yolları üzerine oturtulmuş çeşmelerde tatlı bir sadelik ve güzellik görülür. Geniş âyine taşı ekseriyetle yekpare mermer olup bunun üzerinde burmalı iri bir musluk bulunur. Âyine taşının üzerinde yontma beyaz taşlardan bir kemer örülüdür. Kemerin indiği istinad yerlerinde su almağa gelenlerin kaplarını koydukları birer sed ve arkada da su hazneleri bulunurdu. Hafif bir tepenin eteğine oturtulmuş kır çeşmelerinde daima su akışı olduğu için musluk yerinde mermer bir oluk gelip geçen hayvanların su içtikleri beyaz taştan yalaklarına daima su doldururdu. İstanbul'un ilk fetih yıllarında çeşmelerin beyaz mermer cephelerini bir kitabe süslemediği gibi banisinin de adı konulmamıştır.

Fakat klâsik devirde kitabeler yaldızlanıp genişlediği gibi Lâle Borak ve Ampjr tarzı çeşmelerin cepheleri birer bahçe gibi çiçekler tabak ve sürahiler içinde yemişlerle süslenmişti. Türk sanatındaki düşünüş ve üslûp değişiklikleri zamanla bütün bu yapılara ayrı bir güzellik vermiştir. Dini telâkkiler Türk sanatkârına çinide yazıda işlemede tabiatın fevkine çıkan sanat harikaları yaratmasına yol açmıştır. Bu arada bilhassa Lâle devrinin saraylarında konaklarında musluk âyine taşlarının mermerlerinin üzerleri bile o kadar güzel işlenmiş ve kabartılmıştır ki bunlar mermerden çiçeklerle dolu bir buket kadar güzel olmuştur. Zamanla Türk mimarî üslûbunda görülen düşücü sadelik bu mermer çeşmeler üzerinde de kendini gösterir bu tesir altında eski yılların sanat ve zenginliği kaybolarak birer ufak musluk taşları düz delikli mermer bir taş halini almıştır. Camilerin avlularında çeşmelerin bir çok kişinin birden abdest alabilme ihtiyaçları karşısında bir takım şekiller aldığı görülür. Ufak cami ve mescitlerin ihata duvarlarına dayanmış taş hazneler içinde toplanan sular onların sıra musluklarından akıtıldığı gibi büyük camilerin (Cuma mescidi) avlularında bu ihtiyacı önleyen yüksek sanat kıymet ve güzelliğinde şadırvanlar yapılmıştır.

Bursa devrine ait mabedlerimizde şadırvanları basit kapalı bir mermer su haznesi olarak görüyoruz. Ekseriyetle dört köşe ve yüz cephesi daha uzunca olan kapalı su şadırvanlarında ufacık musluklar bulunurdu.

Camiin mescidin iç avlusunun bir köşesinde duvara dayanmış bu meı-mer şadırvanlar bazen revağm sütunlarına yakın avlunun ortasına konulmak istenilmiş ve bu vaziyetlerde şekli de değişerek altı veyahut daha çok köşeli ve üstü bir külah şeklinde kurşunla kapalı şadırvanlar da yapılmıştır. Bunların musluklu mermer cephelerinin üzeri ekseriyetle servi biçiminde ağaç şekilleri ve bazen de sade çizilmiş sütun hatlarla süslenirdi.




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 11 Mart 2013, 21:53   #2 (permalink)
Fasl-ı Kırmızı

DoLaNTiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05 Mart 2013
Nerden: unrealden
(Mesajlar): 3.058
(Konular): 2015
İlişki Durumu: Evli
Burç:
Renkli Para : 315426
Aldığı Beğeni: 166
Beğendikleri: 22
Ruh Halim: Huzurlu
Takım :
Standart

Büyük camilerde şadırvanında geniş revaklarla süslü olarak caminin iç avlusuna yaraşacak bir uygunluk aldığı görülür. Şadırvanın üstü açık mermer havuzuna orta yerinden yükselen su borusundan mermer yuvarlak yalağına mütemadiyen taşan sular havuzunu daima dolu bulundururdu. Cami avlularının şirin kuşları güvercinlerin şadırvanın havuzuna girmemesi için üzeri kafes telle kubbeli bir şekilde kapatılır. Mermer sütunlarla tutturulan şadırvanın tatlı renkler ve yaldızlarla boyalı ve üstü kurşun kaplı saçaklarında tavanlarında güneşten taşan tatlı akisler taşlarda suların ıslakları cami avlularında mavi bir aydınlık içinde cazip bir dekor yaratırdı.

Bursa camilerinin fıskiyelerinden dökülen su taneleri yuvarlak ufacık billurlar gibi sakin suları üzerinde yuvarlanan mermer havuzlarını İstanbul'un muhteşem camileri içinde göremiyoruz. Fak^.t Türk su sanatına su tesislerine ait bir eser olan bu dış şadırvanlara karşılık bir iç şadırvanı mermerden sade ve güzel bir âbide halinde buluyoruz. Burada ilk defa bahsettiğim iç şadırvanlar İstanbul'da bazı büyük camilerimizde vardır. Fatih camiinin iç şadırvanı bana dış avludaki şadırvan gibi camiin ilk yapısından kalma olduğu kanaatini veriyor. Cami içinde abdest tazelemeğe ve su içmeğe yarayan bu şadırvanın su akmasında bir arızayı önleyecek haznesini de doldurmak üzere cami altında evvelce açılmış kuyudan su çeken demir kollu bir de tulumbası mevcuttur.

Türk sanatında başlı başına bir varlık teşkil eden çeşmelerin yanında suyun bir «aziz» gibi takdis edildiği devirlerde kurulan su hayratları arasında zarif Türk sebilleri de görülür. Bunlar çeşmelerin daha incelmiş dantela gibi örülmüş birer su içme tesisleridir. Zamanla Osmanlı Türklerinin mimarî tarzlarmdaki değişiklikler yukarda işaret ettiğimiz gibi su yapıları üzerinde de daima görülmüştür. Bilhassa çeşme ve sebillerde bu inkilâplar çok güzel müşahede olunur. Ekseriyetle yuvarlak ve yarım yuvarlak olan ve bazen de köşeli yapılmış olan sebillerin yanında bir de çeşmeleri bulunur. Bunlar ya tek bir çatı altına girmiş veya başka bir binaya bir yapıya katılmıştır. Ekseriyetle ayrı mermer yuvarlak kaideye yine mermerden işlenmiş bir isti-nad duvarı üzerine mermer sütunlar yükselir ki bunlar aşağı kısımlarında istinad duvarları içine gömülmüştür. Bu sütunlar üzerinde zarif kemerler atılmış ve sütunların arası bronzdan geniş delikli bir dantela gibi işlemeli parmaklıkla örülmüştür. Kemerlerin oymaları üzerinde altın yaldızlı yazıları mermer korneşleri renkli işlemeli güzel saçaklar gölgelendiren üstü kurşun kaplı bir çatı bulunur. Bu çatıyı bir çok ufak bazen tek bir kubbe kaplar. Sebiller ekseriyetle daima dinî tesisat yakınında yapıldığından bunları da büyük mabedlerin civarında aramak doğru olur. Fakat Fatih Külliyesinde maalesef böyle bir tesis bulamıyoruz. Aynı devrin Mahmud Paşa sitesinde de bir sebile tesadüf edemiyoruz. Fakat eski Vakıf Sular kayıtlarında Halkalı sularına ait bir kayıtta «Mahmud Paşa camii avlusundaki şadırvanla sebilinin suyuna ait bir katma» görüyoruz.

Su tesislerinin arasına bir sağlık ve sosyal yapısı olan Türk hamamlarını da koymak icap eder. Osmanlı Türkleri başşehirlerini daha Bursa'-dan Edirne'ye geçirdikleri zaman bir hamam yapı bilgisini de beraber götürmüşlerdi. Osmanlı Türklerinin ilk hamamı Bursa'da 1336 da Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır. Edirne'de de camiler kasırlar köprüler darüş-şifalar çeşmeler vesaire dinî ve sosyal bir çok tesisat vücude getirilirken müteaddit Türk hamamları da yapılmıştı. Esasen Osmanlı Türkleri bu işlerde o sıralarda yıkılmak üzere olan Ayasofya için Türklerden mimar isteyen Bizanslılara arzı iftikâr edecek bir durumda değillerdi. İslâm dininin önderleri olan gerek Konya Sultanları ve gerek Osmanlı Padişahları temiz olmayı emreden dinin baskısı altında bilhassa başşehirlerinde vücudu daima temiz bulunduracak hamamların yapısına büyük bir önem vermişlerdir. Bundan anavatanın ve Rumeli'nin büyük şehirlerinde günümüze kadar sağlam kalmış bir çok hamamlar görülür.

Fetihle beraber Türk hamamı mimarîsi de İstanbul'a girmiştir. İstanbul'da ilk yapılan hamamlar hakkında Evliya Çelebi der ki: «İstanbul'da eskiden kalma Azaplar hamamı Tah-tap hamamları vardı. İstanbul'da Osmanlılar elinde ilk yapılan hamam Fatih'in binagerdesi olan (Irgat hamamı) dır ki hüddamı sarayın gasil ve t'athirine muhassas idi. İkinci hamam (Azaplar hamamı) dır ki kefere tarzı mimarîsinden tahvil ile islâm âdabı üzere yapılmıştır. Andan sonra (Vefa hamamı) (Eyyüp hamamı) bina olunmuştur. (Çukur hamam) ise bundan sonra yaptırılmıştır. Bu hamamların levazımı Fatih evkafından tesviye edilir.» Irgat hamamı için Seyahatnamenin diğer bir yerinde Evliya Çelebi şunları ilâve eder: «Bizzat kendileri için tarzı Rûm'da bir cami inşasına suru' ettikte iptida Karaman çarşısı içinde İrgat hamamını kırk günde bina etti ki cümle am-mâl her gün gasledüp badehu hizmet edeler. Hâlâ Irgat hamamı namı ile şöhret şihardır.»

«Fatih'in yaptırdığı hamam gayet müsenna-ı-derûn olduğu gibi diğer hamamlardan dahi büyüktür. Sadece camekânı beş bin adam alır. Yüz on kurnalıdır. Nısfı bölünüp keçecilere tahsis edilmiştir.»

Evliya Çelebi şehir içinde ve dışındaki hamamların ismini saydıktan sonra zamanında hamam miktarlarını şöyle tesbit ediyor: «İstanbul'un en-deron ve birununda yüz elli bir hamam vardır. Amma hakir Mısır Habeş Sudan diyarlarında seyahat ederken İstanbul'da on yedi hamam daha bina edilmiştir ki manzurum olmadı. Amma bu söylediğim hamamların hepsini seyir ve temasa ettim. Bunların tarz-ı-bina ve suret-i-tarhını ayrı ayrı yazsak Seyahatnamemiz uzar. Sadece bu hamamlardan Fatih'in yaptırdığı Çukurhamam gayet müsenna ve ruşen olduğu gibi diğer hamamlardan da büyüktür."

«Yukarda zikrolunan yüz elli bir lıamanıın Küçükpazar'daki (Mehmed Paşa hamamı) ndan başka hepsi çiftedir. Sadece bu hamam öğleye kadar kadına öğleden sonra erkeğe açılır. Buna göre İstanbul'daki bütün hamamlar üçyüz iki olur vesselam. Gerçi İstanbul gibi bir sevad-ı-muaz-zamda bu kadar hamam az görülür. Fakat ekser vüzera ve ayan ve kibar konaklarında hususî hamamlar vardır ki eğer bunlar da sayılacak olursa mecmuu ondört bin beşyüz otuz alü\ hamam olur.»

Şöhretli seyyahımız Evliya Çelebi'nin yukarda ilk vermiş olduğu rakkamların izam edilmemiş olduğunu fetihten yetmiş iki sene sonra İstanbul'da oturmuş Gyllius'un «De Topographia Constantinopoleos» unda yüzden fazla (bain public) yani çarşı hamamlarının bulunduğunu bildirmiş olmasından da anlıyoruz. Gyllius'un kitabında tarif etmiş olduğu hamamları bu günkülerin aynıdır. Hamamlarda başlıca dört mühim kısım vardır: soyunulacak yer (opoditerium) soğukluk (tepidarium) asıl yıkanılacak sıcak kısım (calodarium) suyu ve hamamı ısıtan külhan kısmı (hypo-causte).

İstanbul'da ilk yapılan ve elli altmış sene evveline kadar sağlam kaldığı bildirilen Fatih Külliyesi civarındaki Irgat Karaman hamamından ve yangınlarla harap olan Fatih'in diğer hamamlarından maalesef bugün hiçbir eser kalmamıştır.

Dini sosyal ve sağlık bakımından büyük ihtiyaçları karşılıyan su tesislerinin muhafazası ve idameleri bunlara bakacak bir teşekkülün de lüzum ve ihtiyacını göstermiş İmparatorluğun üçüncü başşehri olan İstanbul'da bu kontrol devrine göre en mütekâmil bir şekil ve kadroda bir Su Nazırlığına sahip olmuştur. Sarayda her şeyden evvel padişahın hizmetinde bulunan Su Nazırı evvelâ hükümdarın suyunu temin ile mükellefti.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinin ilk cildinde Saray-ı-atikin âb-ı-haya-tını methederken bu hususta kısa olmakla beraber kıymetli bilgiler verir: «Ebül jeth Mehmed Han Sahib-ül-tabı' bir padişâh-ı zişan olmakla (eya İstanbul'un hanki suyu lâtiftir) deyu cümle hükemasını cem ile sual buyurdular. Anlar dahi Eski saray dahilinde olan ayn Şemunun hafif ve mutedil seri-ül-hazım bir âb-ı hayat buldular. Ve bundan gayri aynların âb-ı safilerini beşer mıskal olmak üzere penbelerle beraber veznediip mevzun pembeleri veznolunmuş âb-ı rakiklere ilka edüp mezkûr penbeler beşer mıskal suları hazf ile bilâahire penhelerin güneşte kurutup cümle penbeler veznedildikte ayn Şemundan ıslanan penbeler hepsinden hafif gelmekle kavlü hükema gayet lâtif su olduğundan Ebül feth hazretleri daima ol âb-ı lezizden nuş eyler idi. İlâ hezal-el'an cümle padişahlar andan miş ederler ki Kilercibaşı ve dış Sa-kabaşı taraflarından üçer adam beher yövm altı kişi üç şişhane yükü yirmişer kıyye gelir gümüş güğümlere ot âb-ü nabdan lebberleb edüp Su Nazırı huzurunda Kilercibaşının mu-iemed aleyh adamlarının mühürü ile kırmızı balmumu ile mühürlenip Pâdişâha getirirler.»

Su Nazırlığı kurulunda suyolcu esnafı kadronun esasını teşkil ediyordu.

Suyolculuk (rah-ı âb) lık işi ise çok eski bir tarihe sahip bulunuyordu. Fatih II. Mehmed vakfiyesinde:

«On nefer hüddam rah-ı-ab tayin buyurmuşlardır ki her biri ince ve sufufu ahvaline şuur ve vukuf sahibi ve umuma meremet ahvalinde hususu emrü ıslâh tariki madde ve kurşun islâhı umurunda san'atının galibi dolap hamamatı İslâhata mahareti sü-tuhu ebniye-i hayratı ve meremet sair musakkaftan ve musattahatta fenninden şöhreti olan» denilmektedir.

Fatih'in «Kanunname-i Ali Osmani» sinde de rah-ı âblar a dair kısa bir yazı bulunur: «Konya bağlarının her dönümüne otuz akçe alınır imiş. Evailde mirablığı mukataaya alan ki-mesne bağlara su varacak vakitte şehirlüler ittifakile emin adamlar çıka-rup su kısmetine mütevelli kılınur-nıuş. Her dönümüne evailde dörder akçe mirablığı resmi alınur imiş sonra su kısmetine âmil gendü mütevelli olup resimde asıl kanundan tecavüz ederler imiş ve hem bağların su varacak vaktinde tertipleri var imiş. Ziyade resim veren kimesneye nöbeti gelmeden nöbet verürler imiş. Su az olduğu yıllarda sonra hadis olan bağlara zarar olacak iken kadim bağlara ki hakkı şurb anlarundur anlara zarar olur imiş. Öyle olsa yine evvelki gibi şehürlü ittifakile emin kimesne-ler mütevelli nasb olup suyu kısmet etmek emrolundu. Ta ki kimesneye zarar olmaya sonra hadis olan bed' ve ref olundu ve mir'âblık amele alan kimesne bazı kimesnelere bostan ek-dürüp sülüs hasıleyn gendü alup sü-lüsanını bostancı almak kavi eyler imiş. Bu sebeple bağların hakkı şurbü zayi olurmuş. Karamanoğlu zamanında mezkûr suyla üç bostan sularlar imiş birisi Dizdar ve birisi Hatun ve birisi dahi Mevlâna Celâlettin hazretlerinin türbei mutahharası için eklenür imiş. Bakisi bağlara ve çeşmelere ve hamamlara sarf olunurmuş ve Cem Sultan kal'eden taşra bir köşk yapup asıl sudan köşküne gelmeğe bir mikdar su olup köşk havalisinde bağ dahi ederler imiş. Sonra ol bahane ile köşke nazır olan kimes-neler ol sudan çok su olup yolda bostanlar ihdas edüp harç ederler imiş. Müslümanların hamamlarına ve çeşmelerine hayli noksan ve zarar olur imiş. Öyle olsa mir'âb olanlar ve köşke nazır olanlar men olunup âdeti kadimden tecavüz etmeyeler ve esley-manı kadıi şehir olan dergâhı muallama arz eyliye.»

Ta o tarihlerden itibaren suyolcu-luk berat ve hüccetlerle babadan evlâda intikal eden bir sanat halinde son yıllara kadar devam etmiş ve bu suretle Türk su bilgisinin muhafaza ve inkişafında büyük bir rol oynamıştır. Suyolcular baktıkları hayratın sahibinin mevkiine göre de isim alırlardı. Hükümdarmkine bölükbaşı vezir vesaire gibi zevatmkilere de usta denilirdi. Bunların yanlarında işlerinin genişliğine göre miktarı değişik olmak üzere suyolcu kalfaları ve çırakları bulunurdu. Su Nazırlığı Kurulunun ödevleri arasında sarayın su meselesi esası teşkil etmekle beraber şehrin içinde ve dışında yapılacak bütün su tesisatile alâkadar olurlar su yollarının güzergâhlarını tayin eder malzemenin hesaplarını yapar gerek künklerin döşenmesi ve gerek galerilerin örülmesiyle meşgul olurlardı. Bundan başka mevcut su yollarını ve bendleri muhafaza etmek yollar üzerinde suları kirletecek ve hali bırakılmış toprak kısmı üzerinde herhangi bir müdahaleyi önlemek hayrata verilen suların miktarını takdir ve bunların taksimine nezaret etmek vazifeleriydi.

Su Nezareti mensupları yalnız şehir içi ve dışındaki su tesislerinin yapı ve bakımlariyle meşgul olmazlar aynı zamanda — Hazine-i Evrak vesikalarında görüldüğü gibi — hassa mimarlarının maiyetinde Osmanlı İmparatorluğunun ordularının seferlerinde şerefli hizmetler görürlerdi.

---------------

Kaynak: İstanbul'da Fatih Sultan Mehmed Devri Türk Su Medeniyeti / Dr. Nazım Sadi Nirvn / İstanbul / 1953




DoLaNTiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
mimarisi, osmanlı, su, türklerinde


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557