Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Kültür & Sanat > Kültür - Tarih > Osmanlı Tarihi
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 19 Mayıs 2013, 21:37   #1 (permalink)
fenerbahçemmm..

-ÇAĞATAY- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 11 Mayıs 2013
Nerden: OndanBundanŞundan'ım..
(Mesajlar): 5.616
(Konular): 1327
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 72891
Aldığı Beğeni: 208
Beğendikleri: 162
Ruh Halim: Olu Gibi
Takım :
Standart Osmanlı Zamanında Cellâdlık..


Modern zamanlarda idam cezası hala tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Pek çok ülke bu cezayı kaldırmasına rağmen bazı ülkeler ise uygulamaktadır. Tarihte idam veya ölüm cezalarının çok çeşitli şekillerde icra edildiği görülmektedir. Aşağıda bu bağlamda Osmanlı tarihinde idam cezalarının uygulayıcıları olan cellatlar hakkında bilgi verilecektir.

Eski çağlardan beri cellâtlık müessesesi siyasi otoritelerin cezalandırma araçlarından biri olarak tanımlanmıştır. Roma uygarlığında cezalar başlangıçta halk tarafından ifa edilirken, daha sonra bu işler için özel görevliler kullanılmıştır. Almanya ve Rusya tarihinde bu görevi bir zamanlar hakimlerin de icra ettiği bilinmektedir. Fransa’da ise cellatlık başlı başına bir kurum olarak "yüksek adaletin infazcısı" sıfatıyla adlandırılmış ve cellatlar ise kendilerine kutsallık atfetmişlerdir. İslam toplumlarında ise Hz. Peygamber zamanında

bazı idam uygulamaları olduğu ve sahabeden bir takım meşhur kimselerin bu işle görevlendirildikleri bazı kaynaklarda zikredilmiştir. Evliya Çelebi’nin eserinde belirtildiği üzere, bu meslek pirinin Hz.Peygamber’in huzurunda bir katilin başını kesen Eyyûb-i Basrî olduğu bilinir. Osmanlı coğrafyasındaki sosyal, siyasi, iktisadi ve kültürel çeşitliliğe dair emsalsiz bir seyahatname sahibi olan Evliya, bu meslek için eserinde ayrı bir fasıl ayırarak cellâtlığın ritüellerini Eyyûb-i Basrî’ye dayandırmıştır. Buna göre, idamı infaz edilecek kişinin boy abdesti aldırıldığı, teselli edilerek ibadet yapmasına müsaade edildiği, kıbleye doğru yatırıldığı ve kılıcın iki elle kullanıldığı, infazından sonra ise hazır bulunanlara Fatiha okutulduğu burada detaylı bir şekilde nakledilir.

Arapça bir kelime olan “cellâd”; kırbaçlamak anlamındaki celd mastarından türetilmiştir. Zaman içerisinde de idam hükmünü infaz eden manasına dönüşmüştür. Osmanlı toplumunda cellâtlığın ne zaman müesses hale geldiği net olarak bilinmemektedir. Ancak, XV. yüzyılda kullanıldıkları ve XVI. yüzyılda ise padişahın koruma hizmetinde bulunan dilsizler tarafından icra edildiği ifade edilmektedir. Çoğunlukla padişahın katledilmesine ferman verdiği şahsın idamının gizlilik gerektirmesi bu görevi ifa eden bazı cellatların dilsizlerden oluşmasına zemin hazırlamıştır. Osmanlı merkez teşkilatında sarayda çok önemli bir mevkide olan Bostancıbaşı’na bağlı olarak görev yapan cellâtların Topkapı Sarayı’nda Bâbıhümâyûn ve Bâbüsselâm (Orta Kapı) arasında bulunan “Cellâd Çeşmesi” denilen çeşmenin arkasındaki koğuşlarda ikamet ederlerdi. Bu çeşmenin önünde “ibret taşı” denilen ve maktulün kesik başının teşhir edildiği bir mermer sütun mevcuttu. Siyaseten mühim bazı kimselerin infazı burada icra edilir ve bazen padişahın Kasr-ı Adlî denilen Adalet Kasrı’ndan idam cezalarını bizzat izlediğine şahit olunurdu. Bu çeşit idamlar günümüzdeki anlamından çok farklı bir şekilde “siyaset” olarak tanımlandığı için buraya ayrıca “Siyaset Çeşmesi” de denilmiştir. Cellâtlar infazını yaptıkları maktullerin kellelerini ve kendi idam aletlerini burada yıkayıp temizler; sözü edilen ibret taşının üzerine gövdesinden ayırdıkları başı koyarlardı. Hatta bu iş için “şifre” denilen özel usturaları kullanarak kesik başın taş üzerinde dengeli durmalarını sağlarlardı.

Yukarıda da belirtildiği gibi, cellatlar kurumsal olarak Bostancıbaşı’na bağlıydılar. "Üstâdân-ı Dîvân-ı Hümâyun", "meydân-ı siyâset ustaları", "cemâat-i cellâdân" adlarıyla anılan cel*lâtlar genelde Hırvat dönmelerinden ya da Çingeneler arasında seçilmekteydiler. XVII. yüzyılda beş adet oldukları halde yüz yıl içerisinde sayılarının yetmişe çıktığı ifade edilir. Ocağa yeni girenlere yamak denilirdi. Cellatların başında ise bir “Cellâtbaşı” vardı. Bunlar hiyerarşik olarak önemli devlet ricalinin idamlarını infaz ederlerdi. Bu gibi üst düzey devlet adamlarının infaz işleminde Bostancıbaşı da hazır bulunurdu. Bir takım adi suçlara karışmış suçluların ise infazı diğer cellâtlar tarafından icra edilirdi. Genelde bu infaz işlemleri olayın geçtiği yerde, bugünkü Sultan Selim Cami’nin aşağı kısmında bulunan Parmakkapı’da (Çarşıkapı) ya da Yedikule zindanlarında icra edilirdi. Yeniçeri ocağından idam cezasına çarptırılanların idamı ise bu cellâtlar tarafından değil de ocağın kendi görevlileri tarafından yapılırdı. Taşrada da gizlilik içerisinde icra edilen idamlardan başka, teşhir edilmesi gereken idamlar halkın görebildiği yerlerde uygulanırdı. Bazen de ilginç bir şekilde bölgedeki kilise önlerinde bu ceza işleminin icra edildiği görülmektedir.

Osmanlı devlet yazışmalarında bu idam işleminden “kaydı görüleceği”, “kârı itmâm edileceği” veya “izâlesi ferman olunacağı” şeklinde ifadeler ile bahsolunurdu. Cellatlar ise kendilerine verilen vazifeyi “insafsızca” yapmakla mükellef idiler. Hanedan üyelerinin kanları eski Türk adetlerine göre “kut” olarak görüldüğü için bu kişilerin cezası yağlı kementler ile icra edilirdi. Bu hükme bazı yüksek dereceli devlet adamlarının da tabi olduğu görülmektedir. Bununla beraber, genelde cezalar boğmak ve kellesini kesmek şeklindeydi. Ayrıca, kazığa vurmak, denize atmak, derisini yüzerek at üzerinde halka teşhir etmek şeklinde çok feci işkence uygulamalarının yapıldığı da rivayetler arasındadır. Padişahın fermanına karşı koymadan emrin yerine getirilmesine boyun eğen kimselere ise özenle yaklaşılırdı. Bu bir anlamda “ırz-ı padişahîyi” korumak demekti. Bu kişilere rütbesinin gerektirdiği saygı gösterilerek padişahın şerefi lekelenmemiş olurdu. Hatırı hoş tutulur ve son dini ödevlerini yerine getirmesine müsaade edilirdi. Tabi, bu hükme razı olmayıp karşı koyan, mücadele eden ve kaçmayı başaranlardan da bahsetmek her zaman mümkündür.

Payitaht dışında idam fermanı çıkan kişilerin başları da çoğu zaman içi bal dolu kıl torbalara konularak İstanbul’a getirilir ve güzelce temizlendikten sonra padişaha takdim edilirdi. Bu eski bir Moğol geleneğiydi. Hem emrin icra edildiği hem de suçlunun cezasını bulduğu bu vesile ile halka anlatılmış olurdu. Kafanın teşhir edilmesi de eski bir şark geleneğiydi. Özellikle Çinlilerin bu usulü benimsedikleri bilinmektedir. Kesik başların teşhirinde de bir hiyerarşi mevcuttu. Vezir-i azam ve vezirlerin kesik başları gümüş bir tepsi içinde “Siyaset Çeşmesi” önündeki ibret taşında, orta rütbelilerin başları tahta bir tepsi içinde Dış Kapı’nın önünde ve nihayet daha düşük rütbeli veya sıradan kimselerin kelleleri ise aynı kapı önünde; ancak yerde teşhir edilirdi. Bazen günlerce kesik başların yerde sergilendiği olurdu. Nitekim, 17. Yüzyılda Abaza Hasan isyanında ölü ele geçirilen pek çok kişinin kelleleri bütün bir yıl boyunca kapı önüne getirilip teşhir edilmişti.

Aslında, kültür tarihçilerimiz bu şekilde bir değerlendirme ile başı gövdesinden ayrılmış bir halde İstanbul’da medfun bulunan devlet adamlarından bahsederler. Başı toprağa düşsün diye evinde kilimleri kaldıran, abdest alıp büyük bir metanet ve tevekkül ile ölüm fermanını uygulamaya gelmiş cellâda “işini maharetle yap!” diyen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın gövdesi Divanyolu’ndaki külliyesindeki türbesindeyken, başı ise Edirne’de “Seng-i İbret” altındadır. Edirnekapı’da türbesi bulunan Maktul Mustafa Paşa’nın da burada sadece başı vardır. 19. yüzyılda yaşamış ve II. Mahmud döneminin en önemli siyasi figürlerinden biri olan Mevlevi meşrep Halet Efendi’nin de gövdesi Konya’da, kesik başı Galata Mevlevihanesi’ndedir. Saray’a bu şekilde gelen kesik başlar eğer bir türbeye gömülmeyecek ise, bazen topluca bazen de münferiden çuvallara konularak Karacaahmet Mezarlığındaki “kesik başlar parseli” denilen özel bir alana gömülürdü.

Cellâd Mezâdı ve Mezârı

Cellâtlar, idam ettikleri kimselerin çok değerli eşyaları hariç üzerindeki diğer eşyalarını bir hak olarak telakki eder ve bunlara sahip olurlardı. Daha sonra da, biriken bu elbise ve eşyalar “Cellâd Mezâdı” diye isimlendirilen pazarda yılda birkaç defa satışa çıkarılırdı. 1592 Sipahi ayaklanmasında öldürülen yüzden fazla asinin elbiseleri bu şekilde arabalarla cellâtlar tarafından Bit pazarına götürülmüştü. Cellat mezadında bazen çok değerli eşyalar bulunsa da halk genellikle bu eşyalara uğursuz nazarıyla bakar ve teveccüh etmezdi. Bu sebeple, eşyalar çok ucuza satılırdı. Peçevi Tarihi yazarı İbrahim Peçevi’nin bu hususa dair çok ilginç bir olayı anlattığı kaydedilir. Şu an İstanbul’da Bozdoğan kemerinin altında Karikatür müzesi olarak kullanılan eski medresinin banisi olan Kapıağası Gazanfer Ağa, III. Murad döneminin önemli nüfuz sahiplerinden biridir. Bu kişinin İstanbul’da Rasim Ağa isminde meşhur bir saat ustasına çok harika bir saat sipariş ettiğini anlatır. Saat son derece değerli mücevherler ile işlenmiş bir koyun saatidir. Gazanfer Ağa, bir isyan sonrası suçlu bulununca idam edilir. Cellatlar, bu meşhur musanna saati ağanın koynunda bulur ve mezatta çok iyi bir fiyata Tırnakçı Hasan Paşa’ya satarlar. O da idam edilince bu sefer saat Kasım Paşa’ya satılır. Bir iki ay sonra o da idam edilir. Saati bu sefer Sadrazam Derviş Paşa alır ve küçük kardeşine hediye eder. İşte bu şahısla Eğriboz’da bir bey konağı taraçasında sohbet eden İbrahim Peçevi saat hikayesini kendinden dinler ve söz konusu saati de görür. Peçevi, Sadrazam’ın kardeşine hemen bu saati üzerinden çıkarmasını ister ve bir uğursuzluk getirebileceğinden dehşet içerisinde bahseder. Bu zat ise Peçevi’nin sözlerinden ürkerek hemen saati çıkarır ve hançeriyle elmasları sökerek saati parçalayıp denize atar. Ne gariptir ki az zaman sonra bu kişinin abisinin azledilerek idam edildiği ve kendisinin de idam edilme kararı çıkmasına rağmen araya giren şefaatçiler vesilesiyle affedildiği kendisine bildirilir. Bu hadiseyle, cellât mezadına düşmüş eşyaların toplum nazarında ne denli uğursuz olarak algılandığı anlaşılabilir.

Cellâtlar kötü ve ürkütücü bir görüntüye sahiplerdi. Hayatlarında bu şekilde kendilerinden korkulan cellâtlar öldüklerinde de toplumdan tecrit edilmişlerdi. Kimse kendi ölüsünün yanında bir cellâdın gömülmesine rıza göstermezdi. Bu sebepten ötürü, cesetlerinin ayrı bir mezarlığa gömüldüğü bilinmektedir. Bugün bu mezarlık, Piyerloti mevkiinde eski bir Bektaşi tekkesi olan Karyağdı Baba tekkesinin biraz ilerisindedir. Reşad Ekrem Koçu, 1950’den sonra bu mezarlığa gitmediğinden ve son durumun ne olduğunu bilmediğinden bahsetmiştir. 1.70-1.90 cm olarak ebatlarını verdiği mezar taşları isimsiz ve yontulmamış bir şekildedir. Günümüz kültür tarihçilerinden Önder Kaya ise yaptığı tetkik neticesinde buna benzer dört adet mezar taşı tespit etmiş, bunlardan sadece bir tanesinin Koçu’nun verdiği ebatlarda olduğunu ifade etmiştir.

Osmanlı siyasi ve sosyal tarihinde çok ilgi çekici bir konumda bulunan cellâtlık kurumu 1839 yılında Tanzimat fermanının ilan edilmesiyle birlikte ortadan kaldırılmıştır.

Meşhur Bir Cellâd: Kara Ali

Osmanlı tarihinde isimlerini bilmediğimiz nice cellâtlar vardır. Ancak, bunlar arasında XVII. yüzyılda yaşamış olan en meşhuru Kara Ali onların geneline bu ismin verilmesine sebep olmuştur. Kara Ali, Sultan IV. Murad ve Sultan İbrahim devirlerinde yaşamış pek çok devlet adamını öldürmüştü. Evliya Çelebi, Kara Ali’yi “üstâd-ı kâmil” olarak tanımlar; “… bazularını sığayıp tiğ-i âteştâbını kemerine bendedip sair işkence, karabend, n3akışbend, kemerbend, zünnarbend edecek ucu aşıklı yağlı kementten, burgu, mismar, buhur fitil, semin sünger, tılsıman, yakakart, deri yüzecek tentıraş, polattas, türlü türlü zehir aletleri, el ve ayak kırmaya mahsus baltaları iki yanına takıştırıp, sair halifeleri dahi yedişer pare alan ile kemerlerine ziynet verip, yalın seyf merdane cümbüş ederek ubur ederler” diye tarif ederken o dönemdeki bir cellatın görünümü ve işkence aletlerinin çeşitleri hakkında teferruatlı bir malumat aktarır.

IV. Murad yeniçeri ocağına çoluk çocuk kaydeden ve emrini uygulamayan Yeniçeri kâtibi Osman Efendi’yi “cürm-i meşhud” şeklinde yakalayıp oracıkta Kara Ali’ye onun infaz emrini vermişti. Kara Ali’nin bir sonraki kurbanı ise mehdilik iddiasında bulunan Sakarya Şeyhi olmuştu. Şeyhi önce sorgulayan Kara Ali, daha sonra işkenceyle ve at üzerinde halka teşhir ederek el, ayak, burun ve kulaklarını keserek ağır ağır öldürmüştü. Kara Ali’nin idam ettiği diğer bir kişi ise IV. Murad’a altın yapma iddiasında bulunan bir Mağribî idi. Bu kişinin sahtekarlığı belli olunca Sultan Kara Ali’ye hemen emir yollamıştı. Anında emir uygulanarak ceset Marmara denizine atılmıştı. “Adem Ejderhası” diye anılan Kara Ali, aynı zamanda meşhur hiciv şairi Nef’i’yi de boğan kişidir.

Sultan İbrahim’in sadrazamı Kemankeş Mustafa Paşa’yı kıyafet değiştirip kaçarken Sirkeci’de yakalamış ve oracıkta iple boğarak öldürmüştü. Sultan İbrahim’in tahttan indirilmesi sonrasında ilk olarak Sadrazam Ahmed Paşa’yı boğmuştu. Ahmet Paşa’nın cesedi sürüklenerek At Meydanı’na getirilmiş ve burada parça parça edilmişti ki bu olaydan sonra tarihler kendisini Hazerpare Ahmet Paşa olarak anacaktı. Kara Ali’nin icra ettiği en büyük infaz hiç kuşkusuz Sultan İbrahim’di. Nitekim, adı kara, kendi kara ve gözü kara bu insafsız cellât eski velinimetinin ciğersûz iniltilerine dayanamamış ve padişahı öldürememişti. Bu sefer orada bulunan Sadrazam Sofu Mehmed Paşa Kara Ali’yi döverek yeniden Sultan İbrahim’in bulunduğu odaya sokmuş ve böylelikle infaz gerçekleşmişti. Olay anında şeyhülislamın da orada bulunduğu kaynaklarda zikredilir. İşte Kara Ali, bu şekilde 25 yıl kadar pek çok katlin faili olmuş ve adı adeta bütün cellâtlar ile birlikte anılır olmuştur.



Alıntı..





Kalpleri Fetheden Renkler, Yaşa FENERBAHÇE! Türk'ün Kalbi Seninle Atar, Yaşa FENERBAHÇE! Mazinde Bir Tarih Yatar, Yaşa FENERBAHÇE! Ne Mutlu Seni Sevene, Yaşa FENERBAHÇE!
-ÇAĞATAY- isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 20 Mayıs 2013, 13:05   #2 (permalink)
geccineşetgider

Cagliostro - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 11 Nisan 2013
(Mesajlar): 1.506
(Konular): 117
Renkli Para : 81403
Aldığı Beğeni: 262
Beğendikleri: 534
Ruh Halim: Cok Dertli
Standart

gece bi rahat yatamazsın sarayda arkadaş :closedeyes:




Cagliostro isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
cellâdlık, osmanlı, zamanında


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557