Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Yaşam & Muhabbet & Eğlence > Sağlık > Psikoloji
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Psikoloji Psikoloji hakkındaki tüm bilgileri ve haberleri bu bölümde bulabilir, paylaşabilirsiniz.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 08 Şubat 2013, 21:34   #111 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Ortodoksluk


Ortodoksluk (orthodoxy) ideolojik anlamda birey ve grupları karakterize eden bir özelliğe işaret etmektedir. Adorno ve Rokeach'ten sonra ortodoks inançlar konusundaki araştırmalarıyla tanınan Deconchy'e (1984) göre Ortodoks kişi 'dilinin düşüncesinin ve davranışının ait olduğu grup ve özellikle de bu grubun iktidar aygıtları tarafından düzenlenmesini kabul eden hatta isteyen kişidir'; Ortodoks grup bu tür bir düzenlemenin sağlandığı işlediği gruptur; Ortodoks sistem ise Ortodoks bir grupta Ortodoks bireyin davranışlarını düzenleyen psiko-sosyal öğeler bütünüdür.


Bu bakış açısında Ortodoksluk belirli bir ideolojiye ait değildir ve çok çeşitli Ortodoksluklar olabilir.

Ortodoksluk ya da Ortodoks düşünce birey üzerinde kesin kontrol arayan tüm düşünce ve eylem topluluklarıyla (dinsel gruplar etnik/ayrılıkçı örgütler sekter siyasal partiler) ilgilidir. Üyeleri üstünde homojenleştirici bir etkide bulunan bu tür topluluklarda topluluğun dayandığı doktrin içindeki birbiriyle bağdaşmayan düşünce içeriklerinin ya da inançların sorgulanmaksızın aynıyla tekrarı istenmektedir. Ortodoks grup tek bir perspektifi kabul etmekte ve bu perspektifle çelişen enformasyonlara karşı bir tür bilişsel bağışıklık geliştirmektedir.

Deconchy Ortodoksluğu bir kişilik özelliği olarak görmemektedir. Ortodoksluk kontrol edilmiş ve düzenlenmiş bir sosyal alana gönderir. Bu tür bir sistemde enformasyonun rasyonel eksikliği veya eğretiliği (örneğin Katolik Kilisesi'nde teslis inancı) düzenlemenin sağlamlığıyla telafi edilir. Grubun doktrinine rasyonel eleştiriler arttığında Ortodoks grup da hakimiyetini sertleştirir. Ortodoks inanç sistemlerinde sosyal kontrol ve düzenleme grubun inançlarının içeriğinden çok daha açıklayıcı bir değer taşır.





Otistik Düşmanlık



Otistik düşmanlık bir grubun diğer bir gruba karşı gösterdiği ve her türden ilişki veya iletişimin yokluğunda gelişen güçlü antipati duyguları ya da düşmanlık türüdür.




Otokratik Strateji


Otokratik strateji güç otorite hakim olma ve rekabete dayalı bir çatışma çözme stratejisi ya da yoludur. Bu stratejiyi benimseyen birey diğerlerini dikkate almaksızın kendi çıkarlarını kollamaya çalışır.

Ona göre çatışma durumlarının bir tek kazananı olur ve o da kendisi olmalıdır; güç ve otoritenin asıl anlamı budur. Otokratik strateji özellikle kriz dönemlerinde daha çekici hale gelmektedir. Zira acil çözümlerin arandığı ve normal prosedürlerin işlemediği kriz ortamlarında 'gemisini kurtaran kaptan' anlayışı daha revaçta olmaktadır.





Otomatiklik


Otomatiklik (automaticity) kavramı insanın çevresel uyaranlara gösterdiği tepkilerin otomatikleşmesini ifade etmektedir. Otomatiklik tepkilerin büyük ölçüde kişinin bilinci devreye girmeden önce (preconscient) yani bilinçsiz 'iradesiz' ve denetimsiz olarak yapılmasıyla ilgilidir.

Sosyal psikologlara göre otomatik tepkiler ne irrasyonellik ifade etmekte ne de hatalı tepkiler anlamına gelmektedir. Bir tepkinin otomatik olup olmadığım ayırdetmede bazı ölçütler dikkate alınmaktadır (Bargh 1989):

İlk olarak otomatik tepki iradî değildir yani tepkinin ortaya çıkması için çevrede uyaranın varlığı yeterlidir; ikincisi bireyin zihninde açık seçik bir hedef olmadan da ortaya çıkabilir yani niyetli değildir; üçüncüsü bireyin bilişsel ve algısal kaynaklarını tüketmez; dördüncüsü tepkinin icrası sırasında herhangi bir kontrol mekanizması devreye girmez ve beşincisi birey tepkinin harekete geçirilişinin (activation) bilincinde değildir.

Ancak bir otomatik tepkinin tüm bu özellikleri göstermesi zorunlu değildir. Otomatik tepkilerin İncelenmesi özellikle sürücü davranışlarının ve eşik altı (subliminal) algıların analizi bakımından önem taşımaktadır.





Otoriter Kişilik


Adorno ve arkadaşları (1950) tarafından geliştirilen otoriter ya da yetkeci kişilik kavramı anti-demokratik tutum ve davranışlar sergileyen kişilerin kişiliklerini ifade etmektedir.

Adorno Marksizm ile psikanalizi bütünleştirmeye çalışan Frankfurt Ekolü'nün teorik perspektifinden yola çıkarak azınlıklara karşı önyargıları olan insanların buna paralel veya bununla ilişkili başka düşüncelerinin ve özel kişilik çizgilerinin olup olmadığını araştırmıştır. Bu çerçevede Amerikalıların benimsediği ideolojileri ve tutum modellerini incelemiştir.

Araştırmanın ilk aşaması Yahudilere karşı önyargıları belirlemeyi amaçlayan bir anti-semitizm tutum ölçeği oluşturmak olmuştur. İkinci aşamada anti-semitik önyargıların başka gruplara (zenciler Filipinliler vb.) karşı önyargılarla birlikte bulunup bulunmadığı üstünde durulmuş ve çeşitli gruplara karşı önyargıların bir paralellik gösterdiği saptanmıştır.

Adorno ve arkadaşlarının bu sonuçlara ilişkin yorumuna göre önyargı belirli bir grupla özgül ilişkilerden değil genel bir zihinsel yapıdan ileri gelmektedir; bu zihinsel yapı etnosantrizmdir. Üçüncü aşamada etnosantrizmin faşizmle ilişkisi saptanmış ve otoriterliği ya da virtüel faşizmi ifade eden bir 'tutum sendromu' bulunduğu fikrine varılmıştır. Bunun sonucunda F-Ölçeği (Faşizm ya da Anti-demokratik Tutumlar Ölçeği) geliştirilmiştir.

Araştırmanın bundan sonraki aşamasında kişilerin anti-demokratik eğilimleri anlamak için önyargılı kişilerin kişiliği üzerinde durulmuştur. Bu kişilerin politik ekonomik ve" sosyal inançları çoğu kez sanki birbirlerine bir "zihniyet" bir "ruh hali" bir "düşünce tarzı" ile bağlıymış gibi tutarlı bir bütün oluşturmaktadır. Kişiliğin derin eğilimlerini ifade eden bu yapı otoriter kişilik olarak adlandırılmaktadır.

Faşizmin insanda vücut bulması olarak da nitelendirilebilecek olan otoriter kişilik dokuz boyutta tanımlanmaktadır: Uzlaşmasal değerlere bağlılık otoriteye itaat otoriter saldırganlık içe-bakış yokluğu batıl inançlar ve kalıp yargılar taşıma güç ve iktidar temelli düşünme genel düşmanlık (sinik yıkıcılık) cinsel serbesti karşıtlığı bilinçaltı içtepileri dışa yansıtma gibi (Daha sonraki bazı araştırmacılar otoriter kişiliğin tanımlanmasında bu dokuz boyuttan sadece ilk üçünü anlamlı bulmuşlardır).





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 08 Şubat 2013, 21:34   #112 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

P.I.P. Etkisi


Sözcük olarak 'benzerleri arasında en iyi olmak' anlamına gelen ve kavram olarak 'benliğin en üst düzeyde konformitesi'ni ifade eden P. I. P. (Primus inler P****) terimi bir grup içinde benzeme ve farklılaşma süreçlerinin eş zamanlı olarak işlediği durumları belirtmek üzere Codol (1979) tarafından ortaya atılmıştır.

Sosyal gruplar üyelerinin davranışlarını çeşitli normlara göre düzenler ve bireyler normlara uydukları ölçüde grup içindeki statüsünü pekiştirir veya yükseltir. Zira diğer grup üyelerinin tepkilerinin olumlu olması da bu koşula bağlıdır. Ancak hoşa gitme beğenilme ile tekilliğini koruma farklılaşma arzusu arasında bir uyuşmazlık vardır. Grup normuna göre hareket eden bireyin benlik imgesi zedelenir.

Bu çatışma benliğin daha üst bir uyumu sayesinde aşılabilir ve iki arzu eş zamanlı olarak duyurulabilir. Bu grup normuna diğerlerinden daha üst bir düzeyde uymayla daha yüksek bir performans göstermeyle sağlanır.

Örneğin bir fabrika veya iş atölyesinde en verimli işçi olmak (Stakhanovculuk) yabancı dil öğrenen bir öğrenci grubunda en iyi dil bilen öğrenci olmak dinsel nitelikli bir grupta (bir tarikat veya kilise grubu) en çok ibadet yapan en dindar en çilekeş kişi olmak gibi.





Paradoks


Paradoks birbiriyle bağdaşmaz görünen iki fikri birlikte taşıyan bir önerme veya mesaj olarak tanımlanabilir. Felsefe tarihinde ünlü örnekleri bulunan paradokslar (Zenon paradoksları: Havaya atılan okun hareketsizliği veya Achileus-Kaplumbağa yarışı gibi Newcomb paradoksu Reichenbach paradoksları: Verilen emri istese de tutamayan askeri birlik berberi' gibi) sosyal psikolojiye kişiler arası iletişim vokabüleri çerçevesinde girmiştir.





Paradoksal İletişim


Palo Alto Ekolü tarafından ortaya atılan paradoksal iletişim kavramı partnerlerden biri veya diğerinde (paradoksal mesajlar almaları dolayısıyla) patolojik davranışlara yol açması muhtemel kişiler arası etkileşim biçimi olarak tanımlanabilir. Burada mesajlar eş zamanlı olarak bir şeyi ve karşıtını söylemektedir.

Paradoksal iletişime günlük dilden şu tür örnekler verilebilir: "Spontan davran" veya (başat karakterli bir kadının kocasına söylediği) "Pısırık olma bana hakim olmanı istiyorum" veya "Özgürce konuş" veya (bir yöneticinin sekreterine yazmasını söylediği) "İstanbul kalabalık bir şehirdir ve üç hecelidir" gibi.

Günlük yaşamdaki iletişim paradoksları Üstünde duran Palo Alto Ekolü yazarları (Watzlawick vb.) paradoksal iletişim sonuçlarının klinik tedavilerde önemli bir yeri olduğunu vurgulamışlardır.






Pigmalion Etkisi

Ovidius tarafından anlatılan Pigmalion mitosu kendini gerçekleştiren kehanet olgusunu aydınlatmak için kullanılmaktadır. Öyküye göre Pigmalion Kıbrıslı bir heykeltıraştır. Kötü anıları nedeniyle kadınlardan nefret eden Pigmalion ölünceye kadar evlenmemeye yemin etmiştir.

Günlerden bir gün bir kadın heykeli yapmaya karar verir. Büyük emekler sonunda fildişinden o zamana kadar yapılmış en güzel kadın heykelini yapar. Heykel bakmaya doyulamayacak kadar güzel olmuştur ve Pigmalion sürekli heykelini seyreder onu okşar onunla oynar konuşur ve nihayet heykeline aşık olur. Aşk tanrıçası Venüs'e yalvarır; heykeline can vermesini diler. Ve bir gün evine dönüp heykelini öptüğünde heykelinin canlandığını görür.

Bu öykü daha sonraları pek çok roman tiyatro ve sinema eserine konu olmuştur. Pygmalion mitosu insanların gerçekleşmesini arzu ettikleri veya gerçek olarak algıladıkları bir şeyin er veya geç gerçekleşeceğini belirten bir mitostur.

Psikolojide daha ziyade benlik ya da kimlik oluşumunun kişiler arası etkileşime bağlılığı çerçevesinde kullanılan bu terim belirli bir öngörünün salt ortaya atılmış olması dolayısıyla gerçekleşmesini ifade etmektedir.

Pigmalion Etkisi bir diğer kişi hakkında hatalı görüşleri bulunan bir kişinin kendi hatalı görüşlerini doğrulayacak şekilde davranması ve hedef kişinin de buna uygun davranışlar göstermesi şeklinde de tanımlanabilir; önce algılayan- hedef bir kişinin özellikleri hakkında bir takım beklentiler oluşturmakta ardından bu beklentilere göre davranmakta ve nihayet hedef algılayanın davranışlarına göre ve onun ilk beklentilerini doğrulayacak şekilde kendi davranışlarını ayarlamaktadır.

Burada bir şey hakkındaki imaj ve temsillerimizin bizzat o şeyi algılamada etkili olduğu ve bir süre sonra o şeyin algıladığımız haliyle gerçeklik kazandığı şeklinde devresel bir nedensellik örgüsü söz konusudur.

Örneğin kendisi hakkında negatif bir benlik imajına sahip olan bir genç kız kendisinin sıkıcı bir insan olduğunu hiç kimsenin ondan hoşlanmadığını vb. düşündüğünde bu düşüncelerine uygun davranışlar ortaya koymakta diğerlerine asık suratla karşılık vermekte ve bu nedenle de diğerleri tarafından aranılıp sorulmamaktadır. Burada genç kızın diğerlerinden ilgi görmemesi kendisinin bizatihi özelliklerinden ziyade kendi hakkındaki imajı ve düşünceleridir.

Bunun eğitim alanında yakından bilinen örneklerinden birisi (Rosenthal ve ark.) öğretmenlerin öğrenciler hakkındaki beklentilerinin öğretmenleri beklentilerinde haklı çıkacak tarzda davranmaya itmesi ve dol .yısıyla Öğrencilerin başarı ya da başarısızlıklarını etkilemesidir. Bu olgu ilkokullarımızda yapılan küme uygulamalarında açıkça görülmektedir (Gürşimşek 1992).

Bu olgunun bir başka örneğini diğerlerinin bizim hakkımızdaki beklentilerine uygun davranma eğilimi göstermemizde de bulmak mümkündür. Bir diğer örnek stereotipler alanından verilebilir. Gruplar arası ilişkiler yakından incelendiğinde grupların birbiri hakkındaki önyargı ve stereotiplerinin objektif bir gerçekliğe tekabül etmediği diğer grubun davranışlarındaki bazı olumsuzlukların da bir bakıma bizzat bu stereotiplerin sonucu olduğu söylenebilir. Bu tür durumlarda stereotipler kendi gerçekliklerini yaratmaktadırlar.

Sosyolojik literatürde "kendi kendini gerçekleştiren kehanet" (self-fiılfilling prophecy) olarak adlandırılan bu mekanizma sosyal olguların insanlardan bağımsız ya da objektif bir gerçekliğinin bulunup bulunmadığı tartışmalarında anahtar bir kavram niteliği taşımaktadır.

Kendini gerçekleştiren kehanet kavramı ilk kez 1948 yılında yazdığı bir makaleyle Merton tarafından ortaya atılmıştır. Merton bu kavramı başlangıçta hatalı olan bir durum tanımının yeni bir davranışa yol açması ve bu davranışın başlangıçtaki yanlış tanım veya yargıyı doğru hale getirmesi olarak tanımlamıştır. Bu kavram çeşitli sosyal durumların analizinde kullanılmıştır örneğin borsa endekslerindeki dalgalanmalar veya dünyadaki silahlanma yarışındaki tırmanmalar gibi.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 08 Şubat 2013, 21:34   #113 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Ping-Pong Metaforu


Bu metafor iletişim olgularını ping-pong maçı gibi gören iletişim yaklaşımının kullandığı metafordur. Burada kişiler arası iletişim masa tenisindeki gibi sırayla mesaj alıp verme şeklinde düşünülür.

Herkes sırasıyla rolünü değiştirerek verici ve alıcı konumunda bulunur dolayısıyla iletişimin başarısı tüm tarafları dikkate almayı gerektirir. Bu anlayış iletişimi bir bakıma behevyorizmin uyaran-tepki zincirine indirger doğrusal bir neden-sonuç ilişkisi bir etki-tepki zinciri söz konusudur.







Pozitif Düşünce


Tüm bireylerin kullanmayı öğrenmesi ve geliştirmesi gereken zengin bir potansiyele sahip olduğu ilkesine dayanan bir tutumdur. Bireylerin bunu başarabilmesi için bir yandan anksiyeteye kötümserliğe ve kendini değersizleştirmeye karşı mücadele etmesi öte yandan açık ve net amaçlar için sistemli bir şekilde harekete geçmeye geleceğe güvenle bakmaya ve hedeflediği sonuçları yaratıcı bir şekilde gözünde canlandırmaya çaba harcaması öngörülür





Pozitif İzlenim Eğilimi


İzlenim oluşumu konusunda ortaya atılan (Sears 1983) bir görüşe göre insanlar diğerleri hakkında pozitif yargıda bulunma eğilimi göstermektedir yani hedefe ilişkin olumlu ve olumsuz yargılar karşılaştırıldığında olumlu yargıların daha çok olduğu görülmektedir.

Örneğin bir araştırmada öğrencilere diğer öğretmenlere kıyasla kendi öğretmenlerini değerlendirmeleri söylendiğinde büyük çoğunluk (%97) öğretmenlerini ortalamanın üstünde görmektedir. Bu olguya 'pozitiflik yanlılığı' da (positivity bias) denmektedir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 08 Şubat 2013, 21:34   #114 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Programlanmış Öğrenme


Bir kimse bu altbölümde gözden geçirilen ilkeleri kullanarak herhangi bir malzemeyi öğrenmek için iyi bir strateji geliştirebilir. Ancak bu ilkeler ayrı şey uygulamaları ayrı şeydir. Bizim geleneksel öğrenme araçlarımız olan öğretmenlerin ve ders kitaplarının bu ilkeleri en iyi biçimde kullandıkları enderdir. Bunlar genellikle ışın çoğunu tecrübesiz öğrenciye bırakırlar; o da çoğu zaman stratejiyi verimli şekilde uygulamayı beceremez. İdealde öğrenme durumunun öyle düzenlenmesi gerekir ki öğrenci zorunlu olarak en iyi stratejiyi uygulasın.

Son yıllarda geliştirilmiş olan bu gibi öğrenme durumlarının hepsi programlanmış öğrenme baslığı altında toplanabilir örneğin; öğretme makinaları (teaching machine) belirli bir konuyu çalışmak için düzenlenmiş birer programlanmış öğrenme aracıdır. Örneğin bir makina çeşidi aritmetik öğretiminde diğeri fizik bir diğeri de yabancı dil öğretiminde kullanılır. Ancak her konuda farklı bir makina gerekmesi bu yöntem için önemli bir sakınca yaratmış; bu sakıncayı gidermek için bilgısayar-yardımlt öğretim'e {compuîer-aided instruction) geçme yönünde bir eğilim başlamıştır. Bu öğretim biçiminde dev belleğinde birçok farklı program bulunan genel amaçlı büyük bir bilgisayardan yararlanılır

Programlanmış öğrenme malzemesi nasıl hazırlanmış olursa olsun genellikle öğrenenin cevaplaması gereken bir dizi soru ve problemden oluşur öğrenici cevaplarını herhangi bir biçimde kaydeder ve bunların doğru veya yanlış olduğu kendisine bildirilir. Problemler verimli öğrenmeyi sağlamak üzere önceden hazırlanmış bir sırada sunulur. Her bir cevabı bir önceki cevaba dayayarak yani bir sorunun cevabında hemen bir önce öğrenilen cevaptan yararlanılması sağlanarak aktarma en üst düzeye ulaştırılır.

Öğrenciyi edilgen bir biçimde okuma yerine cevap vermeye zorladıkları için programlanmış öğrenmenin edegen anlatım'ı gerektirdiği söylenebilir insanlar edilgen kaldıkları durumlara kıyasla kendilerinin de katıldıkları durumlarda çok daha ilgili olurlar. Bu nedenle edegen cevap verme durumu öğrenme için başlı başına bir güdü sağlar. Soru cevaplayan veya problem çözen öğrenciler sadece oturan okuyan ve dinleyenlere göre konuyla çok daha fazla ilgilidirler. Ne yazık ki programlanmış makina ve kitapların hepsi ilginç ve güdüleyici değildir; bazen öğrencileri özellikle parlak öğrencileri sıktıkları olur. Bununla birlikte iyi programlanmış öğrenme malzemeleri sıkıcı dersler ve ders kitaplarına kıyasla daha güdü-leyicidir.


Programlı öğrenmenin diğer bir özelliği öğrencilerin kendilerine uygun hızda ilerlemelerine olanak vermesidir. Bunun aksine genel dersler herkese aynı miktarda süre tanır. Bu tür dersler hızlı öğrenenler için çok yavaş yavaş öğrenenler için de çok hızlı gelir. Bu sınıfta anlattırma tekniği için de söz konusudur. Oysa öğrenme programları öğrencilere bireysel olarak verilir ve her öğrenci kendi yetenek ve çalışma alışkanlıklarının izin verdiği ölçüde hızlı ya da yavaş olarak program üzerindeki çalışmasını sürdürebilir.

Bunlara ek olarak programlanmış malzeme öğrenme sürecini küçük adım-lara ayırır. Söz konusu malzeme öyle küçük birimlere ayrılmıştır ki hemen hemen herkes bunları öğrenebilir. Bu sistem pek çok şeyi hemen kavrayabilen öğrenciler için biraz sıkıcı gelebilir; fakat kolay anlayamayanlar için de çok yardımcı olur. Bu yöntem kişinin öğrendiği şeyi iyi öğrenmesini böylece gelecek adıma hazır olmasını sağlar. Küçük adımlar aynı zamanda kişinin yapabileceği hata sayısını yanı sonuncul (final) ürünün şekil almasında aksatıcı rol oynayacak davranımların sayısını azaltır.

Diğer taraftan sınıfta anlatılan derslerde ve ders kitaplarında genellikle daha az hazırlıklı olan ve yavaş öğrenen öğrencilere göre fazla büyük adımlar atılır. Programlanmış öğrenmenin en son önemli özelliği dönüt konusu işlenirken belirtildiği gibi sonuçlar hakkında bilgi'yi vurgulamasıdır. Bu programlarda öğrencinin cevabı doğru cevapla hemen karşılaştırılabildiği için öğrenci çalışmasına devam ederken cevaplarının yanlış mı doğru mu olduğunu hemen öğrenebilir. Buna karşılık gerek sınıftaki derslerde gerekse ders kitaplarında bu olanaktan aynı ölçüde yararlanılamaz.

Öğrenciler sınıfta anlatılan malzemeyi ders notlarıyla kontrol ederek çalışabilirler. Ancak bu ders notlan yanlış ya da yetersiz olabilir. Gene aynı şekilde öğrenciler bir ders kitabını kendilerini kitaptan kontrol ederek çalışabilirler; ancak bunu yapacak kadar disiplinli olsalar bile neleri öğrenmeleri gerektiğini tam olarak bilemeyebilirler. Oysa programlanmış öğrenme hem neyin öğrenilmesi gerektiği hem de ne kadar iyi öğrenildiği konusunda bilgi sağlar.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 08 Şubat 2013, 21:35   #115 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Proksemi


Proksemi kavramı çeşitli kültürlerde mekânsal davranışları inceleyen Hail (1960) tarafından ortaya atılmıştır. Hail proksemi kavramıyla insanın mekânı kültürel tarzda kullanımını ifade etmektedir.


Hail'in mekân antropolojisinde her kültür mekân konusunda kendine özgü bir anlayışa Örgütlenmeye ve dile sahiptir. Bu açıdan mekân kültürel bir sistem olarak görülmektedir ve bu kültürel sistem onun değerler sistemiyle ilişkisi çerçevesinde kavranabilir. Değerler sistemi sosyal örgütlenmeyi yaşam tarzlarını mekânla ilişkileri vb. büyük ölçüde belirlemektedir.

Hail mekânı insanın mekânsal davranışlarının kültürel bir kodu harekete geçirmesi anlamında 'sessiz dil' (sileni language) olarak nitelendirmektedir. Bireyin etrafında iç içe geçmiş mekânsal tabakalar ayırdederek Moles ve Goffman gibi mesafe temeline dayanan bir mekân tipolojisi ortaya koymaktadır.

Bu üç yazarı karşılaştıran Schwach'a (1993) göre her biri farklı bir projeden yola çıkan bu yazarlardan Moles psikoloji ve sosyoloji ayaklarına oturan psiko-sosyal bir analiz ortaya koyarken özünde haklar (mekân hakkı konuşma hakkı vb.) perspektifine dayanan Goffman rol teorisine bağlanabilecek ve kişiler arası etkileşim kodlarını temel alan bir yaklaşım sergilemektedir. Hall'in yaklaşımı ise bir tür sosyo-etoloji ve hatta zoo-psikoloji niteliğinde görünmektedir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 08 Şubat 2013, 21:35   #116 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Proksemik Yasa


Proksemik yasa belirli bir alandaki insan etkileşimlerinin mesafeye bağlı olarak azalıp çoğalmasını ifade etmektedir. Moles'e göre tarih boyunca iletişim dünyamızda meydana gelen değişiklikleri mesafenin iletişimdeki rolünün değişimi olarak özetlemek mümkündür. Zira iki insan veya iki grup arasında bir iletişim kanalı kurmanın pahası mesafeye bağlıdır ve bu nedenle insanlar arası ilişkilerin sosyal organizasyonu her şeyden önce yakınlık etkisine göre gerçekleşir.

İnsan toplulukları birbirine yakın olanların ilişkisini düzenleyerek gelişirler; etnolojide kültürlerin birbiriyle ilişkisindeki proksemik yasalar bunun en belirgin örnekleridir; bu yasaya göre tüm diğer faktörler sabit kalmak üzere iki kültür alanı coğrafi olarak birbirine ne kadar yakınsa o kadar çok ortak öğeler içerirler.

Modern zamanlar öncesinde iletişim büyük ölçüde doğrudan alışverişler biçiminde cereyan etmektedir. Bu dönemlerde iki insan ancak bir araya gelerek birbiriyle konuşuyor birbirine dokunuyor veya duygularını belirtiyordu. Burada etkileşim ikisinin yanyanalığına birbirine bitişikliğine dayanmaktadır.

Karizmatik etkileşime uygun olan bu tarz içerdiği yer değiştirme çabası ve zaman pahası yüzünden yakın olanla sınırlı ve dolayısıyla yereldir. Geleneksel uygarlık iletme pahasının örneğin çeşitli varlıkları taşıma maliyetinin büyük olduğu ve bu yüzden tüm uzaktan ilişki süreçlerinin sınırlandırıldığı bir toplum modeli inşa etmiştir; burada paha mesafeyle doğrusal ve aşılmaz bir tarzda doğru orantılıdır; uzak ilişkiler yakın ilişkilere kıyasla bir tür çaba vergisine tabidir yani derin ve sık ilişkiler genellikle yaşamlarında mekân planında birbirine yakın insanlar arasında oluşur. Bu proksemik nitelikli ekolojide insan etkileşimlerinin (eş bulmak iş yapmak haber almak vs.) sayısı mesafeye bağlı olarak azalır. Bu insan etkinliklerinin temel bir yasası yani proksemik yasadır.


Moles'in proksemi analizi 'insanın kabukları' adını verdiği ikinci bir alanda daha ilerler. İnsanın mekânsal kabukları merkezinde bireyin yer aldığı ve içten dışa genişleyen bir dizi tabakayı (vücuttan geniş dünyaya doğru sıralanan sekiz tabaka) ifade etmektedir.

Tabakalar sadece 'burası' noktasına olan mesafelerine göre birbirinden ayrılmazlar; asıl önemli olan bireyin yaşantıları yani farklı tabakalara ilişkin temsilidir; zira Moles'in üzerinde durduğu asıl nokta bireyin sokağa mahalleye kente ilişkin deneyimlerinin birbirinden farklı olmasıdır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 08 Şubat 2013, 21:35   #117 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Prosedüral Adalet


Prosedüral adalet kavramı bireyin kendisine veya bir başkasına ilişkin kararların alınışında kullanılan prosedürlerin ya da izlenen yöntemlerin doğru veya yanlışlığı hakkındaki değerlendirmesini ifade etmektedir. Bu adalet anlayışında etkili olan ilkeler oldukça çeşitlidir (Leventhal 1976 1980; Cropanzano 1993; Greenberg 1996; Steiner 1999).

Bunların bir kısmı yapısal kural ya da etkenlerdir: Aynı prosedürlerin izlenmesi oy verme veya görüş belirtme imkanı olması doğru enformasyonların kullanılması tüm anlamlı kriterlerin dikkate alınması prosedürlerin toplumun güncel eliğine uygun olması önyargı ve yanlılıkların olmaması gibi. Diğer bir kısmı ise sosyal etkenlerdir: Sosyal duyarlılık (haysiyetli ve insanca muamele görme) ve enformasyon yoluyla doğrulama (kararın dayanağının açıklanması) gibi.

Bireylerin prosedüral adalete ilişkin yargıları onların kendilerini değerlendirmesinde ve öz saygılarında etkili olduğu gibi özellikle içinde bulundukları sistemi de etkilemektedir. Örneğin bir işletmede ücret veya ödeme sisteminin disiplin politikalarının ve yönetim kararlarının çalışanlar tarafından benimsenmesinde ve örgütsel bağlılıkta bu plandaki yargılar etkili görünmektedir. Prosedüral adalet personel seçimi ve yarışmaya dayalı performans değerlendirmelerinde de önem taşımaktadır.





Prototip


Eleanor H. Rosch tarafından ortaya atılan prototip kavramı bir kategori veya sözcüğü tanımlamayı sağlayan örnek referansı ifade eder; bu anlamda prototip bir kategoriyi en iyi temsil eden öğedir öyle ki kategorinin diğer öğelerine en çok prototip benzer. Bir kategorinin öğelerinden söz edildiğinde akla çoğu kez en önce kategorinin en tipik öğeleri gelir.

Tipik öğeler temsil değeri olan ve bellekte en kolay ulaşılan öğelerdir. Örneğin serçe tavuk veya devekuşuna kıyasla daha çok 'kuşun prototipi' sayılır. Sağduyu çevrede yer alan öğeleri prototipe benzedikleri ölçüde tanır.

Prototipler kişi tiplerine ilişkin şemalar olarak da tanımlanabilir. Bunlar belirli bir insan tipini kişilik çizgileri ve davranış tarzlarıyla ifade ederler. Örneğin 'kavgacı bir kişi' şemasını oluşturan nitelikler ve davranışlar.




Psikodrama


Psikodrama Moreno tarafından geliştirilmiş bir psikoterapi tekniğidir. Moreno parkta sokakta ve günlük yaşamın çeşitli alanlarında kişilerin bazı oyunlar çerçevesinde (örneğin çocukların evcilik oyunu) formel yaşantılarını kendiliğinden dramatik bir biçimde oynayarak bir bakıma rahatladıklarını gözlemiş ve kendiliğinden oynanan oyunun tedavi edici etkisini bir psikoterapi tekniğine taşımıştır.

Bu teknik benzeri psikolojik şikayetleri ya da rahatsızlıkları olan kişilerin belirli bir konuda doğaçlama olarak yaşantılarının bir epizodunu bir oyun halinde sahnelemeleri esasına dayanmaktadır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 08 Şubat 2013, 21:36   #118 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Psikolojik Tepkime


Brehm (1974) tarafından ortaya atılan bu kavram (psyhological reactance) bireylerin çevrelerini kontrol etme eğilimiyle ilgilidir. Brehm'e göre bireyler kendilerine özgü davranış özgürlükleri olduğunu düşünürler ve bu özgürlükler tehdit edildiğinde veya yitirildiğinde onları yeniden tesis etmek isterler. Bu özgürlükleri yeniden tesis etme motivasyonuna psikolojik tepkime denmektedir.


Bir diğer deyişle tepkime kabaca sosyal etkiye karşı psikolojik faktörlere bağlı bireysel direnmeyi; bağımsızlıkları veya özgürlükleri tehdit altına giren bireylerin davranışını ifade etmektedir.

Özetle tepkime bağımsızlığını kaybetme duygusundan kaynaklanan ve etkiye karşı direnme şeklinde kendini gösteren negatif bir motivasyon oluşumu olarak tanımlanabilir. Söz konusu motivasyonun belli başlı iki sonucu vardır; birincisi tehdit altındaki davranışı yapma yönünde bir eğilim ikincisi ise tehdit altındaki özgürlüğün ilişkin olduğu obje veya etkinliğin daha çekici hale gelmesi.

Örneğin emekli memur K. Bey cumartesi günleri öğleden sonra bazen kahveye gitmekte bazen TV. seyretmekte bazen evin önündeki bahçeyle uğraşmaktadır. Bir cumartesi sabah karısı ona öğleden sonra "gün"ü olduğunu kahveye gitmesini söylediğinde psikolojik tepkime durumu oluşacaktır.

Muhtemelen karısına "öğleden sonra TV'de kaçırmak istemediği önemli bir maç olduğunu" veya "bahçesini mutlaka sulaması gerektiğini" söyleyerek itiraz edecektir. Tepkimenin şiddeti ya da derecesi tehdit edilen ya da yitirilen özgürlüklerin önemine göre değişecektir. Çeşitli araştırmalar özellikle sansürün ve ayırdedilme eğiliminin tepkimeye yol açtığı yönünde bulgular ortaya koymaktadır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 08 Şubat 2013, 21:36   #119 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Psikolojikleştirme


Psikolojikleştirme (psychologisatiori) günlük yaşamda insanların diğerlerinin davranışlarını onların psikolojik karakteristiklerine bağlayarak açıklama eğilimlerini ifade etmektedir.

Psikolojikleştirme kişi odaklı atıf eğilimine bağlanabilir. Zira Heider'dan (1958) itibaren atıf konusunda çalışan sosyal psikologların genellikle üzerinde durdukları gibi ortalama insan diğerlerinin davranışlarını açıklarken durum/ortam veya iş/uyarandan ziyade kişilere odaklı atıflar yapmaktadır.

Bazı sosyal psikologlar bu eğilimi naif psikolog olan ortalama insanın bir hatası olarak görürken diğer bazıları bunun bir hata olarak değil psiko-sosyal işlevleri olan bir eğilim hatta kolektif bir strateji olarak kavramlaştırmaktadırlar.





Psikopatoloji


Psikopatoloji ruhsal tepkileri inceleyen bunların gövde ve hücre organı sistemlerinde ve kimyasındaki bozukluklara bağlanmağa çalışan bilim koludur. Bilimsel psikoloji ve psikiyatri gibi psikopatoloji de 19. yüzyılın ürünü olup (başlangıçta) materyalist öğreti ve doğa-bilimleri temelleri üzerine oturtulmuştur. Psişik olayların ve davranışların norma! ve patolojik görünümleri Almanya'da Wilhelm Griesinger ve Emil Kröpelin İngiltere'de Maudsley Fransa'da Philippe Pinel ve Jean Etienne Esguirol Amerika'da Benjamin Ruşu ve Rusya'da Serpej Korsakoff gibi bilim adamlarınca incelenmiş ve bu incelemeler sonucunda elde edilen yeni yöntemler psikiyatriye önemli katkılarda bulunmuşlardır. Akıl hastalıklarının çeşitli türleri biyolojik açıdan ele alınmış ve bireyselleştirilmiştir.

Evrim teorisine dayanılarak yapılan -klinik gözlemlerden laboratuar incelemelerinden biokimya ve patalojik anatomiden akıl hastalıkları tedavisinde yararlanılmıştır.

Günümüzde düne kadar beyin hücrelerinde meydana gelen ve çok kısa bir süre sonra ra yıkıma uğradığından eldeki araçlarla saptanmasına imkân olmayan bir çok maddeleri tesbit edebilecek yöntemler geliştirilmektedir. Bu psikopatoloji çalışmaları sonucunda biriken bilginlerin çeşitli cinsel sorunlara yol açan ruhsal bozuklukların giderilmesinde de yararlı olacağı kanısı yaygındır.







Psikosomatik


İlk olarak Kuzey Amerika'da ortaya çıkmış bir akımdır. A.B.D.'de özellikle F. G. Alexander Almanya'da ise V. V. Weizsaeker bu akımın öncülerindendirler.

Psikosomatik öğretiye göre bütün hastalıklar aslında ruhsal kaynaklıdırlar. Başka bir deyişle gövdede görülen herhangi organik bir bozukluk kaynağını bir ruhsal bozuklukta ya da yorgunlukta bulur. Buna bakarak deri hastalıklarının ruhsal sıkıntılardan ötürü meydana geldikleri ileri sürülmüştür.

Gerçi psikosomatik tıp kanıtlarını doğrudan doğruya istatistik yöntemine dayayamaz ama psikosomatik sayesinde kimi örnek olaylarda hayat hikâyesine bir de ruhbilimsel yöntemlere dayanarak herhangi bir in sanın derinliklerine nüfuz edilebiliniyor. Psikosomatikle ilgili tartışmalarda ona karşı olanların sık sık öne sürdükleri görüş psikosomatiğin ortaya çıkan bütün hastalıkların tedavisinde hep etkileyici olamayacağıdır. Bununla birlikte ruhsal etkilemelerin ya da organik hastalıkların üst üste yığılarak tabakalaşmalarının doğruluğu kabul ediliyor.






Rasyonellik


Modernleşmenin bir koşulu ve özelliği olarak vazedilen rasyonellik geleneksel olarak insan eylemlerinin verimliliğine yararlılık kriterine bağlanmaktadır. Bu anlamda rasyonellik formel mantık ve hesap yoludur. Örneğin piyango bileti almak veya bankada tasarruf hesabı açmak gibi iki davranıştan rasyonel olan ikincisidir. Modernliğin genel kabul gören rasyonellik anlayışı araçsal bir nitelik taşır; yani bir amaca varmak için gerekli olmayan çabalardan kaçınıp sadece gerekli olanları yapmak rasyonel sayılır.

Ancak son zamanlarda farklı rasyonellik anlayış ve tarzlarının olduğu kabul edilmektedir. Hatta formel mantığın yanı sıra olaylara durumlara ve bağlamlara özgü olan ve formel mantıkla bağdaşmayan alt-mantıkların (infralojik) bulunduğu gözlenmektedir.

Ayrıca formel mantık açısından rasyonel sayılabilecek ve duygular heyecanlar ve değerlerle ilişkili bazı davranışların irrasyonellik etiketiyle bir kenara bırakılamayacağı birey yaşamının bütünü açısından bunların da kendine özgü bir mantığı (alt-mantık) bulunduğu ve sosyal yaşamın temel dayanaklarından olduğu açıktır.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 08 Şubat 2013, 21:36   #120 (permalink)
Yαn Odαdαn Gelen Melodiler Gibidir Ses Ayαrı


- Ợuαяαnтinє. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 28 Nisan 2012
Nerden: ♥◊♣♠
(Mesajlar): 15.773
(Konular): 5327
Burç:
Renkli Para : 727928
Aldığı Beğeni: 2553
Beğendikleri: 945
Ruh Halim: Acimasiz
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 5
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi Oscar Ödülü Oscar Ödülü Oscar Ödülü 
Standart

Referans


Referans sözcüğü teknik anlamıyla mantık iletişim ve dilbilim alanlarına gönderen bir terimdir. Referans ilk olarak belirli bir işaret veya göstergenin dil dışındaki bir obje veya objeler grubuna gönderme özelliğidir ve bu çerçevede referans denotasyonla eş anlamlıdır; örneğin köpek (Türkçe) veya doğ (ingilizce) sözcüklerinin dış dünyadaki 'köpek'e (hayvan) işaret etmesi.

Anlama ilişkin bazı mantık teorilerinde geleneksel olarak iki yan ayırdedilmektedir; G. Frege (1892) bunlara anlam (Almanca: Sinn İngilizce: Meaning Sense) ve referans (Almanca: Bedeutung) demekte ve şu örneği vermektedir: 'Akşam Yıldızı1 ve 'Sabah Yıldızı' ifadeleri anlamları farklı iki ayrı ifade olmakla birlikte aynı referansa (Venüs gezegeni) sahiptir tek bir 'şey'e göndermektedir.


Referans sözcüğü bazen bir işaretin bir şeyi işaret etme özelliği olarak değil gönderme yapılan referansta bulunulan işaret edilen şey anlamında yani 'referant' anlamında kullanılmakta yani göndermede bulunulan obje kastedilmektedir.

Psikolojik açıdan önemli olan şudur: Herhangi bir söylemin veya metnin anlaşılmasında söylemdeki her gösterge (sözcük) bir şeyin/objenin (olay kişi eylem durum vb.) bireyin zihnindeki semantik temsiline gönderir bireyin içinde bulunduğu toplumun dili içersinde bu sözcük-uyaranın bu şeye göndermesi zaten üzerinde uzlaşılmış ve öğrenilmiş bir ilişki olduğundan bu gönderme işlemi genellikle otomatik olarak gerçekleşir (Kaynak; Bloch 1997).





Refleksif Düşünce


Refleksif düşünce ya da refleksivite kendini gözlem ve analiz konusu olarak alan öznenin tutumudur. Refleksivite kendi hakkında kendi üzerine düşünen kendisini bir obje gibi ele alıp bakabilen bir öznenin durumunu ifade etmektedir. Bu anlamda refleksif düşünce her şeyden önce kendi dışına çıkıp bakabilmeyi bir desantrasyon kapasitesini gerektirmektedir.

Taylor gibi yazarlar radikal refleksiviteyi modernliğin karakteristiği olarak görmektedir. Refleksif tarzda düşünmek (düşüncenin kendi üzerine dönüşümlü oluşu) bilincimizin bilincinde olmak ve dünyanın bizim için varolma tarzı üstünde odaklaşmak yani kendi öz sübjektivitemiz hakkında düşünmeye önem vermek demektir. Bu tutum Hıristiyan Batı dünyasında Saint Augustin'den itibaren bir emir bir model haline gelmiştir.




Rol


Etimolojik kökeninde tiyatro oyuncularının sözlerinin yazıldığı parşömen veya küçük ruloya gönderen rol (role) terimi günlük dilde işlev (annenin çocuklarının eğitimindeki işlevi) yer (bir kişinin belirli bir işte önemli bir role sahip olması) maske (samimi bulunmayan birinin rol yaptığının söylenmesi) anlamlarında kullanılabilmektedir.

Sosyal psikoloji vokabülerinde rol terimi bir kişiden (sosyal statüsüyle ilişkili olarak) beklenen davranışlar bütününü ifade etmektedir. Bu beklentiler genellikle bireyin içinde bulunduğu ortama veya yer aldığı statüye (bireyin toplumda bir grupta ya da örgüt içinde işgal ettiği konum ya da sahip olduğu mertebe) göre türlülük göstermektedir. Çalışma yaşamında roller büyük ölçüde bireyin yapmak zorunda olduğu iş ya da görevlere tekabül etmektedir.

Literatürde çeşitli rol ayrımlarına rastlanmaktadır: Bireysel ve kolektif roller cinsiyet yaş ve sosyal sınıf rolleri psikosomatik psikodramatik ve sosyal roller vb.




Rol Beklentisi


Rol beklentisi (role expeclation) rollerin rolü taşıyan kişilerin davranışlarım etkilemesiyle ilgilidir. Sosyal rollerin belirli bir davranışlar yelpazesiyle tanımlanması nedeniyle belirli bir rol yüklendiğini veya belirli bir rolde gördüğümüz kişilerden bir takım davranışlar beklenmektedir ve pratikte de kişiler rollerine uygun davranışlar göstermektedir. Bu açıdan rol beklentisi sosyal olarak tanımlanmış bir role ilişkin olarak insanların beklentilerini ifade etmektedir.




Rol Çatışması


Rol çatışması (role conflict) bireyin birisine uyduğunda diğerine uyması imkânsız ya da çok zor olan iki veya daha çok sayıda gereklilik (görev rol vb.) karşısındaki durumunu ifade etmektedir.




Rol Oyunu


Rol oyunu (role-playing) analiz teşhis veya formasyon amacıyla bir veya daha fazla kişinin laboratuvar koşullarında gerçek bir yaşantı durumunu canlandırmak üzere kendiliğindenlikle (spontan olarak) simülasyon yapmalarıdır. Özellikle Moreno'nun teorik yaklaşımında ve pratik uygulamalarında önemli bir yer tutan rol oyunu kişinin gerçek yaşantılarında kendini daha iyi algılaması ve kendini düzeltmesi bakımından etkili bir süreç olarak görünmektedir.

Moreno rol oyununun özel bir hali olan rol değişiminden söz etmektedir. Rol değişimi iki kişinin birbirini daha iyi anlayabilmesi için önerilmiş bir psikodrama tekniğidir. Psikodramada canlandırılan bir karşılıklı konuşma sahnesinde katılımcılara kendi rollerini oynamaları istendiği gibi diğerinin rolünü oynamaları da istenebilir bu ardışık rol oyununda bir rolden diğerine geçen oyuncuların bu sayede birbirini daha iyi kavramaları beklenmektedir.





"










"
- Ợuαяαnтinє. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
açıklamaları, kavramlar, psikolojide, ve


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557