Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Yaşam & Muhabbet & Eğlence > Sevda Sokağı
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Sevda Sokağı Forumumuzun sevdalıları için olan Sevda Sokağı bölümüdür. Sevda hakkındaki herşeyi bulabilir ve paylaşabilirsiniz.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04 Temmuz 2014, 20:31   #1 (permalink)
NazeMirogluu
Misafir Üye
NazeMirogluu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
(Mesajlar): n/a
(Konular):
Renkli Para :
Aldığı Beğeni:
Beğendikleri:
Ruh Halim:
Standart Horizon & Passion

KARAKTERLER:

Kim Suna-19 yaşında-aktif ve enerji doludur, çabuk karar verip çabuk pişman olur, şefkatlidir ve maceraperesttir.-Yarı Türk, yarı Korelidir. 18 yaşına kadar babasının öldüğünü sanıyordu…

Hirai Mai-19 yaşında-sadık ve cömert biridir, dostlarını kendinden fazla düşünür, anlaşılması güçtür, sokulgan ve enerjiktir.-Kore’de yaşayan bir Japon ve bir dans grubunun lideridir.

Minho (Choi Min Ho)-19 yaşında-genelde sessiz ve sakin biri, koruyucu ve anlayışlı, eğlencelidir ve kızgınlığı fazla sürmez.-tepeden tırnağa karizma(?)

Taemin (Lee Tae Min)-17 yaşında-iyi sırdaştır, sokulgan ve sempatik biridir ve oldukça konuşkandır. Yinede bazen kendini beğenmiş birine dönüşebiliyor.-gurubun kızı(?), grubun ana dansçısıdır.

Onew (Lee Jin Ki)-21 yaşında-sadık ve cömert biridir, dostlarını kendinden fazla düşünür, oldukça esprilidir, genelde aktif ve enerjiktir.-zayıf noktası kızarmış tavuktur. Grubun lideri.

Key (Kim Ki Bum) -19 yaşında-İnsanların hatalarını yüzüne vurmayı sever, detaylarla uğraşır, yinede sadık ve güvenilirdir. -zayıf yanı her şeyde 1 numara olmak istemesi ve kaybetmekten nefret ediyor. Sert biriymiş gibi gözükse de içinde duygusal ve eğlenceli biridir.

Jonghyun (Kim Jong Hyun)-20 yaşında-aktif ve enerjik, çabuk karar verip çabuk pişman olur, naziktir, İnsanları teselli etmeyi sever. Dostlarının sorunlarıyla yakından ilgilenir.-insanlar onun playboy olduğunu düşünüyor.

Tanıtım


Hava kararmış ve yağmurlu olmasına rağmen sokaklar hala kalabalıktı… Soğuk ve oldukça bulanık…Yavaşça uzun düz kumral saçlı genç bir kız otelin kapısından içeri girdi ve rezervasyon bölümüne doğru yürüdü.


“Bir haftalığına tek kişilik bir oda lütfen.” dedi genç kız. Saçlarından yağmur suları damlıyordu ve biraz titriyormuş gibi gözüküyordu. Bu zayıf ve çelimsiz görünümüne rağmen bakışları kararlı ve sert bir şekilde resepsiyondaki adama dikilmişti.


“Şu bilgi formunu doldurun lütfen.”dedi görevli sakince. Kız hızla formu doldurdu ve görevliye uzattı.


“Kredi kartı mı, nakit mi?”


“Kredi kartı.” dedi genç kız. Ödemeyi yapıp anahtarı aldı. Başka bir görevli asansörle onu odasına çıkardı. Görevli odadan çıktı. Genç kız odaya baktı ve derin bir iç çekti. Perdeler açktı ve kalabalık caddeyi izlemeye başladı.


Niye gelmişti ki bu ülkeye? Sanki çok iyi biliyordu da! Bu ülkenin dilinden ve de taşıdığı yarı kanı saymazsa bu ülkeyle hiçbir ilgisi yoktu. Nefret, evet nefret ediyordu buradan ve sadece tek bir şey için gelmişti buraya ve ne olursa olsun görevini gerçekleştirecekti…


Bu arada…Hirai Mai hırsla duvardaki posteri yırttı. Tepeden tırnağa karizma ha! Mai içinse sadece bir aptaldı o. Sadece bir aptal… Nasıl olmuştu da bu ‘kendini beğenmişe’inanmıştı. Müziğin sesini sonuna kadar açtı ve dans etmeye başladı. Daha keskin, daha hızlı ve tutkulu… Kesinlikle ona bu yaptıklarını ödetecekti. Hem de kesinlikle… Hızla iki kere ters takla attı ve kendini dansa verdi.


“Minho geliyor musun?” diye sordu Key. Stüdyo sessiz ve ışık loştu.


“Üzgünüm Key, bu gün pek havamda değilim. Biraz daha çalışmak istiyorum.” dedi Minho dalgın bir halde.


“Hey, şu şeytanı fazla önemsiyorsun.” dedi Key kapıya doğru giderken.


“Key!”


“Özür…” dedi Key ama odadan çıkmadan önce arkasına döndü, “…dilemiyorum.” dedi gülerek.


Minho hafifçe gülümsedi. Gerçekten bu kadar belli oluyor muydu? Peki, neden o zaman bu ‘şeytana’ yaklaştıkça kendide ‘şeytanlaşıyordu?’ Şu gerçekti ki ne zaman ‘şeytanı’ görse kendisi gibi davranamıyordu. Hafifçe iç geçirdi, hızla beyaz uzun ceketini kaptı ve koşarak oda stüdyodan dışarı çıktı. Bu sefer… Bu sefer ona her şeyi anlatmak istiyordu… Onun hakkında hissettiği her şeyi…


Taemin yavaş ve düşünceli bir şekilde yürüyordu ve diğerlerinden geride kalmıştı.“Bir sorun mu var?” diye sordu Jonghyun.


“Yo, hayır.” diye gülümsedi Taemin. Nedense bu akşam pek konuşmak istemiyordu.


“Hadi ama abi ne de mi anlatmayacaksın?””diye sordu Jonghyun neşeyle gülümseyerek.


“Hey! Hadi tavuk yiyelim!” diye atladı Onew, Jonghyun’un sırtına.


“Bu saatte mi?” dedi Jonghyun yarı ciddi yarı şakayla.


“Lütfen!!”


“Bu gidişle gerçekten tavuğa döneceksin.”dedi Taemin’ de gülerek.


“Gıt gıt gıdak!” Onew neşeyle kanatlarını çırpıp tavuk taklidi yaptı. “Lütfen, gıdak gıdak gıt gıdak!”


“Evet, kesinlikle tavuğa döndü! Gerçi en son hatırladığımda karga-penguen arası bir şeydin.” dedi Key gülerek ve hep birlikte gülerek fastfooda girdiler.




  Alıntı
Alt 04 Temmuz 2014, 20:32   #2 (permalink)
NazeMirogluu
Misafir Üye
NazeMirogluu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
(Mesajlar): n/a
(Konular):
Renkli Para :
Aldığı Beğeni:
Beğendikleri:
Ruh Halim:
Standart Bölüm 1

07.15 Ankara, Türkiye…Uzun kahvaltı masası her şeyiyle hazırlanmış ve hizmetçiler kahvaltı yapmaları için ev sahiplerini bekliyorlardı. Kısa bir süre sonra yakışıklı ve uzun boylu bir oğlan kahvaltı için aşağı indi ve masaya oturdu. Üzerindeki gri uzun kolu penye ve siyah kot onu daha da yakışıklı gösteriyordu, ailenin ikinci çocuğuydu. Bir süre sonra orta boylarda, uzun, koyu mavi-siyah, dalgalı saçlı bir kızla birlikte orta yaşlarda bir kadın kahvaltı için aşağı inip masaya oturdular. Ailenin bütün fertleri aynı karizma ve çekiciliğe sahipti.


“Kız kardeşin nerde?” diye sordu kadın oğlunun yanağını öperken.


“Hala düşler ülkesinde, çağırmamı ister misin?” diye sordu oğlan ayağa kalkarken.


“Gerek yok. Bu sabah baş belasını ben kaldırayım.” dedi kadın gülerek ve yukarı çıkmak için merdivenlere yöneldi.


Üçüncü çocuğu diğerlerinden farlıydı. Aile üyeleri onu asla ayrı tutmazdı. Her zaman en yaramaz, en sakar oydu ve farklı… Aslında tüm akrabalarından da farklıydı. Aile fertleri çekici ve yakışıklıyken o sevimliydi. Saçları düz ve siyahtı ve gözleri de yine siyahtı. Herkesin gözleri ve saçları böyle olabilirdi ama onun gözleri çekikti ve en ilginç yanı soyadı bir Türklerinkinden çok daha farklıydı. Adı Suna Kim’ di. O bir Koreliydi. Aslında o bir yarı Koreliydi ve annesi onu ikinci eşinden doğurmuştu. En azından o öyle biliyordu. O güne kadar. Aslında o günde diğer günlerden farksızdı.


“Suna! Uyan artık, okula geç kalıyorsun!”


“Lütfen, beş dakika daha anne…” diye mırıldandı Suna yatağın içinde dönerek.


“Geç kalıyorsun, hadi ama! Bu gün kahvaltı etmeden gitmene izinde vermiyorum.” Annesi Suna’nın yorgun yüzüne baktı ve hafifçe gülümsedi, “Sucuklu yumurtaya hayır demezsin eminim.”


“Sucuklu yumurtamı?!” Suna heyecanla ayağa kalktı ve koşarak kahvaltı için aşağı indi. Zengin ya da fakir fark etmiyordu… Gürültücü ve maceraperest haliyle hep onun neşeli kızı kalacaktı.


Evet, her ailenin kendine ait geçmişte kalan karanlık sırları vardı. Ve bazen sırlar öylece kalıp, unutulurdu, ama bazen de gün yüzüne çıkar ve geçmişten günümüze uzun bir gölge yapardı. Peki, ne yapmak gerekir? Yalanların uyumasına izin vermek mi yoksa bırak uyuyan köpek uyansın mı? Neden hep insanların yalanları dönüp dolaşıp yine kendisini yakıyordu? Ne olursa olsun ya da hangi seçenek daha doğru olursa olsun annesi bu sırrı saklayabildiği kadar saklayacaktı.


“Günaydın!” diye bağırdı Suna neşeyle bir yandan sucuklu yumurtaya saldırıyor diğer yandan da acele ile portakal suyunu içmeye çalışıyordu.


“Yavaş ye yoksa boğulacaksın.” dedi ablası gülerek.


“Hıı, tabii yavaş yiyeyim de bana kalmasın dimi?”


“Görürsün sen!” dedi kız kardeşi de hala gülerken bir yandan da oda canavar gibi yumurtaya saldırmıştı.


“Kıtlıktan çıkmış canavarlar, eğer beş dakika içinde hazırlanırsanız sizi bu gün ben götüreceğim.” dedi abisi de, oda hem gülüyor hem de sakince kahvaltısını ediyordu.


“Fakültede hava atacaksın yine!” dedi kızlar aynı anda işaret parmaklarını sallayarak.


“İzin verinde o kadar da olsun artık.” dedi genç adam göz kırparak.



Aynı anda 14.15 Seul, KoreHava oldukça soğuk ve kar yağıyordu…


“Onu hiçbir yerde bulamıyorum, nereye gitti bu kız?” Kısa boylu ve uzun düz, koyu yeşil saçlı bir kızdı soran.


“Yine koşuya çıktı, bu karda nasıl koşacaksa. Bu aralar kendine fazla yükleniyor.”dedi başka bir kızda, elinde karamelli dondurma kutusuna kaşığı daldırırken.


“İnan bana senin kışın ortasında dondurma yemenden daha mantıklı, Choonhee.”


“Young, Mai yeniden hastalanmaz, değil mi?” yeşil saçlı kız az önce konuşan kıza sordu endişeli bir sesle.


“Merak etme, o güçlüdür. Bana inanmıyor musun, Hye?”


“Bilmiyorum…” dedi Hye endişeyle camdan dışarıya baktı.


Her zaman ki gibi yine sokaklar kalabalıktı. Genç kız sokaklarda kaybolmuşçasına geziyordu. Gerçekten bu konuda hiç şansı yok muydu? Zaten neden ilk görüşte ona aşık olmuştu ki… İlk gördüğü anda sonunun böyle olacağını biliyordu ama o ne yapmıştı? Her zaman ki gibi sezgilerini umursamadan kalbini dinlemişti. Doğrusu başını belaya sokmakta çok başarılıydı.


Kapüşonunun şapkasını iyice gözlerine çekti, kulaklığını kontrol edip müziği iyice açtı ve koşmaya başladı. Ne zaman gergin olsa bunu yapardı. Bu onun gerginliğini azaltmıyordu ama çok fazla yorulduğu için gerçeklerden kaçamayıp kabullenmesine neden oluyordu. Aniden birine çarptı.


“Özür dilerim, ben…” Kapüşonunu ve kulaklığını çıkarırken ama birden sertçe bağırdı, “Sen benimi takip ediyorsun?!”


“Ne önemi var, bu seni endişelendirir mi, Mai?” dedi genç adam gülerek.


Nasılda kolayca genç kızın adını söylemişti. Ah, nasılda özlemişti onu, acaba ona sarılsa genç adam ona kızar mıydı? Onun önünde ağlasa onu affeder miydi? Hatalı olduğunu biliyordu ama gururu buna izin vermiyordu. Duygular… Neden kontrol edilmeleri zordu. Neden hayat kolay değildi ve neden aşk komedi filmlerinde bile acı çekilerek fark ediliyordu. Onu görmek kalbini kırıyordu. Yakışıklı bir erkek ve aynı zamanda küçük bir çocuk… Ona koşmak istiyordu ama uzak durmalıydı. Buna mecburdu. Zorundaydı işte, ne olursa olsun.


“Hayır, ne yaparsan yap artık beni ilgilendirmiyor Minho! Ayrıca göreceksin bu yarışmayı biz kazanacağız ve sana o paranın hepsini geri ödeyeceğim!” dedi Mai sinirli bir halde gergince gülerek.


“Ha, tamam o zaman.”


“Tamam, o zaman!” dedi Mai ve sertçe arkasına dönüp yürümeye başladı.


“Ayrıca, Mai!” dedi genç adam, “Ben burada çalışıyorum hatırlarsan. Yani seni takip etmiyordum.” dedi genç adam parmağıyla binayı işaret ederek.


“Her neyse, hazır karşılaşmışken, Key’i gördüğünde söyler misin; o haklıymış.” dedi Mai ve arkasını dönüp gitti.


Birden binanın kapısı açıldı ve Taemin koşarak Minho’nun yanına geldi, “Kayıt başlamak üzere iki dakika kalmış. Çabuk olalım.” dedi Taemin ve Minho’yu yürümesi için çekiştiriyordu. “Ama sen beni dinlemiyorsun ki!”


“Az önce Mai buradaydı ve Key’in haklı olduğunu söyledi.” dedi Minho.


“Ne?!” Taemin ve Minho düşünceli bir şekilde birbirlerine baktılar.


Bunlar olurken Key ise onları uzaktan izliyordu, “Bu dünyada güzellerin yaşaması zordur…” diye mırıldandı.



Matematik dersi çoktan başlamıştı ve küçük anfide herkes dikkatini derse vermeye çalışıyordu. Doğrusu şu an hemen hemen tüm öğrenciler ders yerine dışarıdaki yağan karla oynamak istiyordu. Öğretmen tahtaya problem yazarken birden bir horultu sesi duyuldu. Ve tüm sınıf gülmeye başladı.


“Suna Kim!” diye bağırdı öğretmen.


“Kim? Kim?” diye sordu tüm sınıf gülerek, Suna ise gözlerini açmış şaşkınca etrafa bakınıyordu.


“Problemi çöz!” Genç kız ayağa kalkarken yanındaki arkadaşı eline küçük bir kâğıt sıkıştırdı. Problemi çözmek için tahtaya yaklaşırken kâğıda bir kez baktı ve öğretmenin yanından geçip sessizce tahtadaki problemi çözdü ve yerine oturdu. Bu arada önündeki kızlar birbirleri arasında konuşuyorlardı.


“Hey duydun mu SHINee mart ayında konser için Japonya’ ya gideceklermiş!”


“Gerçekten mi?! Sonunda rüyam gerçek oluyor, hayalimdeki ülke ve hayalimdeki müzik grubu bir arada!”


Suna esneyerek kafasını sıradan kaldırdı ve kısık gözlerle dergiye baktı. Tamam, oğlanlar gerçekten yakışıklıydı ve gerçekten iyiydiler ama Suna pek fazla bu tür şeylerle ilgilenmezdi. Her tür müzik dinlerdi ve çok iyi dans ederdi. Hatta sesi de oldukça iyiydi ama o televizyon ve magazin şeylerine önem vermez ve onların çok fazla abartıldığını düşünürdü. Hele onlar için bağırıp duran ve onları ilahı olarak gören fanlardan nefret ederdi. Sonuçta onlarda insandı.


“En kötüsü ne biliyor musun? Bir sürü kadın onların hayranı ve etrafındaki bu kadınların çoğu gerçekten genç kızlardan çok daha güzel.” dedi Suna’nın yanında oturan arkadaşı. “Diğer yandan bu konuda Suna çok şanslı. Hem yarı Koreli hem de gerçekten bizden daha hoş.”


“SHINee’nin röportajını tercüme etmem için yağ çekmene gerek yok. Biliyorsun ki zaten çeviri yapmayı seviyorum. Öğlende hazır olur.” dedi Suna gülümseyerek.


Her şey aynıydı işte, hiçbir farklılık veya harikuladelik yoktu bu günde. Ama tabii her şeyin değişeceğini bilemezdi. Elindeki o dergideki kişilerinde kendisinin de ve başka kişilerinde hayatlarını değiştireceğini asla ama asla bilemezdi.




  Alıntı
Reklam Alanı
Alt 04 Temmuz 2014, 20:34   #3 (permalink)
NazeMirogluu
Misafir Üye
NazeMirogluu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
(Mesajlar): n/a
(Konular):
Renkli Para :
Aldığı Beğeni:
Beğendikleri:
Ruh Halim:
Standart Bölüm 2 - YENİ BİR DÜNYA

“Ben geldim!” diye bağırdı Suna salona koşarken ama hiç kimse onu fark etmemişti.

“Bunu ona daha faza yapmana izin vermeyeceğim. Gerçekleri onunda bilmeye hakkı var! Artık dünkü küçük bebek değil!!”

Ablası birisine bağırıyordu. İyi ama o hiç bağırmazdı ki. Suna onun en sevdiği topuklu ayakkabılarını kırdığında bile bağırmamıştı. Ablası kiminle konuşuyordu acaba?

“Söylemeyeceğimi biliyorsun ve elimden geldiği sürece bu sırrı saklayacağım.” diye karşılık verdi diğeri de. Suna diğer sesi de tanımıştı. Annesi idi bu ses, neler oluyordu burada? Annesi ve ablası hiç kavga etmezlerdi. Evde abisiyle arasındaki küçük tartışmaları saymazsa hiçbir zaman yüksek sesle bile konuşmazlardı.

“Bir daha aradıklarında ne diyeceksin? Medya iyice merak edecektir bu durumu. Ayrıca sen söylemezsen ben söyleyeceğim her şeyi Suna’ya! O bizim kardeşimiz ama onu zorla burada tutamazsın! Bırak kendi kararını kendi versin anne.” Suna yavaşça salona yaklaştı ve gizlice onları izlemeye başladı. Annesi ağlıyordu ve ablası da ona sarılıp onu sakinleşmesi için sırtını okşuyordu.

“Biliyorum, bu durum senin için hepimizinkinden zor ama gerçekleri bilmesi gerek…” dedi ablası annesinin yüzüne bakarak.

“Korkuyorum, onun gitmesinden, benden nefret etmesinden çok korkuyorum! Yapamam anla beni!”

Suna’nın iyice kafası karışmıştı ayrıca neler olduğu konusunda iyice meraklanmıştı da. Sessiz ve dikkatlice onları izlerken konuşmaların devamını duymayı çok fazla istediğini fark etmişti birden. Konu her neyse onunla ilgiliydi ve kesinlikle çok önemliydi anlaşılan. Ama aniden birisi elini onun omzuna attı. Ve Suna korkuyla arkasına döndü.

“Yakaladım seni, küçük fare! Ne yapıyorsun bakalım burada gizlice?” diye sordu abisi neşeyle Suna’ya bakarak.

“Şey… Ben… “ dedi Suna kekeleyerek şaşkınlı içinde.

Ama çoktan annesi ve ablası onları duymuştu ve onlar salona girerken annesi aceleyle gözyaşlarını sildi. Suna aceleyle annesine ve ablasına baktı. Anlaşılan konu neyse gerçektende ne olursa olsun Suna’ya hiçbir şey söylemeyeceklerdi.

“Şey… Bende yeni gelmiştim eve bağırışları duyunca biraz çekindim de o anda da zaten sen geldin.” dedi Suna parmağıyla abisini işaret ederken.

“Hey, abini nasıl parmakla gösterirsin sen fare!” diye atladı abisi ve Suna’nın yanaklarını sıkıştırmaya başladı.

“Eyey… yanaglayımı sıgıyştıymaya… Devam edysen… faye yeyine yakında… ödek olacayım…” abisinin elinden kurtulmaya çalışıyordu. Ablası ve annesi de onlara gülerek yaklaştılar.

“Suna haklı, devam edersen gerçekten ördeğe daha çok benzeyecek, baksana şuna!”dedi ablası cep telefonuyla Suna’nın fotoğraflarını çekiyordu.

“Hey, sil onlayı hemen, sende bıyak beni! Eyey bu sefeyde onlayı facebook’da yayınlaysan öldüyüyüm seni!! Anne bişey söylesene!”

“Pardon hayatım ama ablan haklı, böyle çok tatlı gözüküyorsun.” dedi annesi gülerek.

“Evet, sonrada soğuk espriler yazıyor yazıların altına, ‘pekin ördeği yerine Kore ördeği’ diye!” dedi Suna sinirle abisini itti ve yukarı çıkmak için merdivenlere yöneldi.

“Nesi var bu gün?” diye sordu abisi şaşkınlıkla diğerlerine bakarak.

“Acaba konuştuklarımızı duydu mu?” diye sordu annesi tedirginlikle. “Gidip onunla konuş hemen, ne olmuş bu gün, neye üzüldü hemen öğren!”

“Emredersiniz Komutanım, başka bir emriniz?” diye sordu kızı gözlerini alayla devirken.

“Neden bahsediyorsunuz siz Allah aşkına?” diye sordu abisi şaşkınlıkla, “Konuşmalarınızdan bir şey anladıysam Arap olayım.”

Annesi çaresizce kızına baktı. Genç kız ise gözlerini devirdi. “Her zamanki şey işte.”

Bu arada Suna ise gergin ve merakla onunla ilgili olan bu büyük konuyu nasıl öğrenebileceğini araştırıyordu. Doğrusu hizmetçilerden öğrenemeyeceği açıkça ortadaydı. Annesinin onları çoktan tembihlediğine adı gibi emindi. Peki, nerden öğrenebilirdi. İlk aklına gelen ablasının zaten ona söylemek istemesiydi. Ama bunu direk soramazdı, dikkat çekmek istemiyordu. Ama diğer yol ise ablasının da dediği gibi herkimse o kişilerin tekrar aramasıydı. Ne için arıyorlardı ve Suna ile ne ilgisi vardı. Neden annesi onun gideceğini düşünüyordu ki, Suna asla annesin bırakmazdı ki… Asla… Ne olursa olsun…

Şimdi artık Suna durmadan telefon bekliyor ve her telefon konuşmasını gizlice dinlemeye çalışıyordu. Kendini bu duruma öyle kaptırmıştı ki neredeyse fakülteye bile gitmek istemiyordu. Hasta rolü yapıyor, ateşi çıksın diye tebeşir tozu içiyor ve her gün bin bir türlü bahane üretiyordu. Doğrusu bu iş gerçekte umduğundan daha da yorucuydu ve annesinin dikkatini de çekmeye başlamıştı. Gerçi ablası ve abisi bu durumu umursamıyordu. Çünkü ikisi de onun artık kendi kararlarını alacak yaşa çoktan geldiğini söylüyorlardı ki Türkiye’ de bu yaş 18’di. Suna 19 yaşında olduğuna göre onlar haklıydı.

Yinede şans eseri tamda her şeyden vazgeçtiği bir anda kendisiyle ilgili bu önemli haberi öğrenmiş oldu. Ve öğrendiği an keşke hiç öğrenmeseydim diye düşündü.

Güneşli bir kış günü Suna annesinin dikkatini çekmemek için yine fakülteye gitmişti. Yalnız bazı arkadaşları garip davranıyor ve çoğu da onunla konuşmaktan kaçınıyordu.

“Arkadaşlar sizin bu gün neyiniz var? Gerçekten çok garip davranıyorsunuz.”

“Asıl senin neyin var? Bize gelip havamı atmak istiyorsun yada aslında zenginim ve gerçek babamda Kore’ de çok ünlü bir aktörmüş ve halen yaşıyormuş mu diyeceksin?” dedi kızlardan biri sertçe, “Bence git havanı başka yerde at.”

“Ne diyorsun sen Allah aşkına, hiçbir şey anlamıyorum.” dedi Suna kuşkuyla arkadaşına bakıyordu.

“Hiçbir şey anlamıyorsan alda şunu oku!” dedi başka biri de ve masaya bir gazete bıraktı.

Suna gazeteyi okuduğu gibi koşarak binadan dışarı çıktı. Bir yandan koşuyor bir yandan da ağlıyordu. Özel aracın şoförü araca binmesi için ikna edemiyordu bir türlü. En sonunda şoför Suna’nın annesine telefon açmak zorunda kalmıştı. Onu eve geri getirmek görevi ablası ve abisine düşmüştü, her zamanki gibi annesi onun kendisinden nefret edeceğini düşünmüştü. Suna bundan nefret ediyordu. Annesi bir kez olsun cesur bir kadın gibi davranamaz mıydı?! Ablası bildiği her şeyi anlatsa da Suna kendini odaya kilitledi.

Bir hafta sonra bir akşam malikânede çok büyük bir olay oldu. Suna ne yapıp edip tüm eşyaları ve pasaportuyla kaçmıştı. Her ne kadar ablası ve abisi onun geri geleceğine inansa da annesi çoktan kendini kahrediyordu…

Bir hafta sonra… 20.45 Seul, Kore
Hava kararmış ve yağmurlu olmasına rağmen sokaklar hala kalabalıktı… Soğuk ve oldukça bulanık…
Yavaşça uzun düz kumral saçlı genç bir kız otelin kapısından içeri girdi ve rezervasyon bölümüne doğru yürüdü.
“Bir haftalığına tek kişilik bir oda lütfen.” dedi genç kız. Saçlarından yağmur suları damlıyordu ve biraz titriyormuş gibi gözüküyordu. Bu zayıf ve çelimsiz görünümüne rağmen bakışları kararlı ve sert bir şekilde resepsiyondaki adama dikilmişti.

“Şu bilgi formunu doldurun lütfen.” Dedi görevli sakince. Kız hızla formu doldurdu ve görevliye uzattı.

“Kredi kartı mı, nakit mi?”

“Kredi kartı.” dedi genç kız. Ödemeyi yapıp anahtarı aldı. Başka bir görevli asansörle onu odasına çıkardı. Görevli odadan çıktı. Genç kız odaya baktı ve derin bir iç çekti. Perdeler açtı ve kalabalık caddeyi izlemeye başıladı.

Niye gelmişti ki bu ülkeye? Sanki çok iyi biliyordu da! Bu ülkenin dilinden ve de taşıdığı yarı kanı saymazsa bu ülkeyle hiçbir ilgisi yoktu. Nefret, evet nefret ediyordu buradan ve sadece tek bir şey için gelmişti buraya ve ne olursa olsun görevini gerçekleştirecekti…

Ertesi gün Suna ablasından öğrendiği bilgilerle araştırmaya başlamıştı. Gerçekten kendisini gergin hissetmesine rağmen Suna merakla bu yenidünyayı keşfediyordu. Ne konuştuklarını yazdıklarını anlıyordu ama hiç kimsenin onu tanımadığı bir dünyaydı burası… Kendisini çok fazla yalnız hissetmeye başlamıştı. Babasını bulup onu neden terk ettiğini öğrenip buradan defolup gidecekti. Belki bu adamla telefonda da hissettiklerini söyleyebilirdi ama gerçek olduğuna inanmayabilirdi. Ayrıca son kez olsun yüzünü görmek istiyordu. Yüzünü hiç görmemişti. Yavaşça gezerken bir kâffe gördü, gerçekten çok acıkmıştı. İçeri girdi ve boş bir masa için etrafa baktı. Doğrusu burası İstanbul’da ki kâffeler den farksızdı. Bir sürü insan oturmuş gülerek konuşarak hem eğleniyor hem de karınlarını doyuruyorlardı. Kendini biraz gergin hissetmesine rağmen boş bir masaya oturdu ve çekimser bir halde de olsa bir orta pizza ve büyük bir kola sipariş etti. Pizzayı yerken bir yandan da kafenin içinde gözlerini gezdiriyordu. Bir sürü müşteri içeri girip çıkıyordu. Aslında bu çok eğlenceliydi. Farklı tarzlar sevmelerine rağmen yinede yemek yemek için bu kaffeyi seçmişlerdi. Sunanın kapıya baktığı bir an içeriye uzun boylu ve oldukça dikkat çekici iri gözlü bir genç içeri girdi. Gerçekten havalı gözüküyordu ve başına sanki tanınmamak istermişçesine bir şapka takmıştı. . Genç bir an Suna’ya doğru baktı ve bakışları kenetlendi. Suna kendini rahatsız hissetse de aynı zamanda hoşuna da gitmişti. Genç yavaşça yürüyerek yan masadaki diğer gülüp eğlenen gruba katıldı. Suna bir kere daha o tarafa doğru baktı, şimdi İstanbul’ da olsaydı oda şimdi kendi arkadaşlarıyla böyle eğleniyor olacaktı. Mutsuzcu iç geçirirken Suna hayretle oğlanın ona bir kere daha baktığını fark etti. Suna’ya birçok genç çıkma teklifi ederdi, gerçektende sevimli yüzü ve cana yakın kişiliğiyle herkes ondan hoşlanırdı ama burada biriyle çıkıp da görevinden uzaklaşmak istemiyordu. Pizzanın son dilimlerini de yedikten ve kolasını bitirdikten sonra kâffeden çıktı ve bir süre sessizce gezmeye devam etti. Ansızın birisi Sunanın arkasından ağzını kapattı ve birkaç kişi onu dar ve karanlık bir çıkmaz sokağa çekiyordu. Suna ise çaresizce hem bağırmaya hem de onlardan kurtulmaya çalışıyordu. Çirkin, şişman bir adam üzerine doğru yürüyünce nerdeyse bayılacakmış gibi hissetti ve evinden kaçtığı için kendisine küfrediyordu.

“Bakın hele burada ne varmış!”dedi çirkin, şişman adam gülerek ve iyice Suna’ya yaklaştı, “Gerçekten de sevimli bir suratın var, bebek.” tam Suna’nın yüzüne dokunacaktı ki aniden bir ses sokak serserilerini durdurdu.

“Sakın ona dokunma!” Ses duvara çarpıp eko yaptı. Ve Suna genci görünce gözlerine inanamadı; bu genç kafe de ki gençten başkası değildi.

“Erkek arkadaşın mı?” diye sordu çirkin, şişman adam sırıtarak, “Yazık olacak.”

“Benim bu ülkede beni bırakıp defolan öz babamdan başka hiç kimsem yok!” diye bağırdı Suna ve öfkeyle adamın suratına yumruk attı. Adamın dikkati dağıldı ve Suna saldırdı. Ve tam zamanında genç araya girdi ve diğer üç serseriyle birlikte hepsini dövdü.

“Tam tahmin ettiğim gibi kayboldun, değil mi? Sende aynı onun gibi gözleriyle ağlayanlardansın.” dedi genç alaylı bir ifadeyle

“Ha?! Evet, sanırım kayboldum ama bu serserilerden beni kaçırmalarını falan isteyen ben değilim!”

“Ne yani bir teşekkür bile etmeyecek misin?!”

“Teşekkür ederim!” dedi Suna sertçe ve hızla yürüyerek gencin peşinden yürümeye başladı. “Hey, kaybolduğum için beni kurtardığına göre bana otele geri dönmem için yardım eder misin?”

“Saçmalama! Fanlarımın beni canlı canlı yemesini mi istiyorsun? Kusura bakma ama ben bunun için daha çok gencim!” dedi genç yine hafifçe sırıtarak.

“Ha?! Sanki gerçekten çok ünlüymüşsün gibi…” diye mırıldandı Suna alayla.

“Sen beni gerçekten tanımıyorsun, değil mi? Yani beni alaya falan almıyorsun…”

“Ben burada yaşamıyorum bile, seni nasıl tanıyayım ki? Ayrıca ben sadece buraya babamı bulup beni, annemi ve diğer iki kardeşimi niye bıraktığını sormak için geldim!” dedi Suna kararlı bir halde.

“Gerçektende çok fazla ortak noktanız var, eminim onunla karşılaşsan iyi dost olurdunuz.” dedi genç neşeyle. “Her neyse, al sana taksi için para! Hangi taksiden istersen o seni götürür. Bu arada merak etme burada olduğun süre içerisinde benim kim olduğumu öğrenirsin ve benim adım Minho… Umarım bir dahaki sefere böyle kötü bir şekilde karşılaşmayız.” dedi Minho gülümseyerek ve elini sıktı ve bir taksiye binip oradan ayrıldı. Suna şaşkınca arkasından bakıyordu ama birden yerdeki bir şey ilgisini çekti. Bu bir cüzdandı ve içini açtığında cüzdanın Minho’ ya ait olduğunu fark etti. Her halde parayı verdikten sonra cebine geri koyarken fark etmeyip yere düşürmüştü. Choi Min Ho… Bu isim Suna’ ya çok tanıdık gelmişti ama hatırlayamıyordu bir türlü. Cüzdanı polis karakoluna vermeye karar verdi ve cebine koyarken birden karşıdaki bilboard da ki resimdeki kişileri fark etti. Choi Min Ho bilboard da ki resimde havalı bir şekilde gülümsüyordu ve resmin köşesinde süslü bir şekilde SHINee yazıyordu…

Bunlar olurken diğer tarafta Taemin sessizce Minho’nun kızın peşinden gidişini izlemiş ve diğerlerinin umursamaz hallerini gördüğüne inanamıyordu. Tamam, normalde Minho grup içinde başına buyruktur ama diğerlerine neler oluyordu. Hele Key’in ve Mai’nin önceden konuşmalarına, artık gizlice ne konuştularsa? Normalde Key asla Mai’yi beğenmezdi. Mai ile aynı odada olmayı bırak, onun adını duymak bile onu sinirlendirirdi. Onew ve Jonghyun içinse araları Mai ile oldukça iyiydi . Aynı şeylerden hoşlanırlar ve her konuda çekinmeden konuşabilirlerdi. Jonghyun’un sevgilisi bile Mai’ye kız kardeşiymiş gibi davranırdı. Taemin’e gelince, grubun en küçüğü olsa da demokratik olarak onunda konuşma hakkı elbette ki vardı. O ve Mai ‘ruh ikizi’ idiler. Ama ne olduysa oldu ve 2010 yıllında Mai sadece ailesinden ‘özür dilemek’ için gittiğini söylediği halde Japonya’dan altı ay boyunca geri dönmemişti. Döndüğünde ise Mai gerçekten kötü birine dönmüştü ve Minho’nun karakteri daha da kötüleşip ekranda bile kendinden büyük genç kadınlarla flört etmeye başlamıştı. Taemin bir türlü olanları anlayamıyor ve her ikisinin de kötüleşen karakterlerini ve gerçek hayatlarını üzülerek izliyordu. Doğrusu şuanda Mai ile birlikte stüdyoda müzik eşliğinde dans etmeyi tercih ederdi. Dans konusunda ikisi de uzmandılar. Garip olan şu ki Key ne gördü veya Mai’yi ne yapmasına zorlamışsa işe yaramış olacak ki Key dışında hiç kimse Mai’nin başına ne geldiğini öğrenememişti. Aksine Key bir sürü gizemli telefon konuşmaları yapar olmuştu.

Taemin daha fazla dayanamayıp sert bir hareketle masadan kalktı. Taemin her zaman sakin ve grup arkadaşlarının yanında sertçe hareketler sergilemezdi.

“Hey, ne oldu şimdi?” diye sordu Onew.

“Hiçbir şey. Sadece artık daha fazla dayanamıyorum. Sanki hiçbir şey yaşamamış gibi davranıyorsunuz. Mai’ yi ne kadar çabuk unuttunuz. Mai’ ye bir şey oldu ve Japonya’da yaşadığı şeyleri bize anlatamıyor.” dedi Taemin sertçe. “Gidip onu bulacağım ve ne kadar zorda olursa olsun başına neler geldiğini öğreneceğim!”

“Bu konuyu fazla abartıyorsun. Şeytan isteseydi her şeyi anlatırdı. Onu dövecek falan değiliz, değil mi?” dedi Key gülerek.

“Umursamıyormuş gibi davranıyorsun ama her şeyi çoktan kontrol eden sensin zaten, değil mi?” dedi Taemin sertçe gözlerini Key’e dikmişti.

“Ne demek şimdi bu?”

“Şu demek oluyor ki sen zaten gidip Mai’ye her şeyi anlatması için onu zorladın. Minho ile araları çok iyiydi ve seni umursamadığı için ona çok kızıyordun ve durum değişince Minho’nun durumuna çok üzüldüğün için gidip her şeyi anlatması için onu zorladın!”

“Ben hiçbir şey yapmadım tamam mı, zaten Minho; Mai’yi çoktan unutmuştu gidip kamera önünde bile Son Eun Seo ile flört eden ben değildim. Üstelikte herkesin önünde onun iyi biri gibi gözükse de aslında kötü huyları olduğunu ve kendinden büyük kadınlarla çıkmakta usta olduğunu ben söylemedim mi?” dedi Key sakince.

“Bunun anlamı yani sende Mai için üzülüyorsun demek.” diyerek Jonghyun’ da karıştı konuşmaya.

“Onun için bir şeyler yapmamız gerekmiyor. O zaten bizden onun için endişelenmemizi istemiyor.” dedi Key bu konu hakkında konuşmaktan sıkılmış bir sesle.

“Bunun anlamı Mai’yle konuştun ve ya hala konuşuyorsun.” dedi Onew’de

“Konuştuğu kesin! Çünkü dün Minho ve Mai karşılaşmış ve Minho dedi ki; Mai, Key’e onun haklı olduğunu söylemesini istemiş.” dedi Taemin. “Ve bundan nefret ediyorum! İnsanların gizli işler çevirmesinden nefret ediyorum!” Taemin hızla kâffeden çıkıp gitti.

“Bu sefer biraz fazla ileri gitmedin mi?” dedi Onew ve oda Taemin’in peşinden gitti.

Jonghyun, Key’e baktı. “Ben sadece Minho’ nun daha fazla üzülmesini engellemeye çalışırken aynı zamanda Mai’yi de korumaya çalışıyordum.” diye mırıldandı Key üzgünce.

“Sen neyden bahsediyorsun, Key?” diye sordu Jonghyun merakla.

Key düşünceli ve üzgün bir halde Jonghyun’ a baktı. Her şeyi anlatmak yada anlatmamak… “Bir saniye burada bekle sonra sana her şeyi anlatacağım.” dedi Key ve aceleyle kâffeden çıkıp telefonuyla küçük bir konuşma yaptı ve tekrar aceleyle Jonghyun’ unun yanına döndü. “Tamam, seni birinin yanına götürüyorum kâffeden aceleyle dışarı çıktılar. Ve bütün sorularının cevaplarını o sana verecek.” dedi Key ve Jonghyun’u da çekiştirerek




  Alıntı
Reklam Alanı
Alt 04 Temmuz 2014, 20:35   #4 (permalink)
NazeMirogluu
Misafir Üye
NazeMirogluu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
(Mesajlar): n/a
(Konular):
Renkli Para :
Aldığı Beğeni:
Beğendikleri:
Ruh Halim:
Standart

Diğer bölümlerinide paylaşacağım zaman içersinde




  Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
horizon, passion


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557