Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Yaşam & Muhabbet & Eğlence > Sevda Sokağı
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Sevda Sokağı Forumumuzun sevdalıları için olan Sevda Sokağı bölümüdür. Sevda hakkındaki herşeyi bulabilir ve paylaşabilirsiniz.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06 Mayıs 2012, 22:33   #11 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

e t k i v e t e p k i .

En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur
sırf uzaklaşmak için,
ve geride kalanlar
birinin onlardan
uzaklaşmayı neden isteyebileceğini
bir türlü tam olarak anlayamazlar.

c h a r l e s b u k o w s k i .








Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Mayıs 2012, 22:34   #12 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Yine akşamdan kalmaydım ve sıcak dayanılır gibi değildi kırk derecelik bir hafta. Her gece içmeye devam ediyor, sabahları taş ve her şeyin olanaksızlığıyla yüzleşmek zorunda kalıyordum. Çocukların kimileri Afrika güneş kaskları ve gözlükleri giyiyorlardı; ama ben, hep aynıydım, yağmur ya da güneş, yırtık pırtık giysiler, çivileri ayaklarıma batan eski ayakkabılar. Mukavva parçaları koyuyordum ayakkabılarımın tabanlarına. Bir süre için iş görüyorlardı, ama çok geçmeden çiviler topuklarıma batmaya başlıyorlardı yine. Viski ve bira, terliyordum koltuk altlarımdan ve sırtımda bir torbayla dolanıyordum çarmıh misali; torbadan dergiler çıkarıyor, binlerce mektup dağıtıyordum güneşin altında kavrulup sendeleyerek.

c h a r l e s b u k o w s k i .







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Mayıs 2012, 22:34   #13 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Acı çekmek için ayyaş olmak, bir kadın tarafından sıfırlanmak gerekmiyordu , ama acı çekip ayyaş olunabilirdi. Bir süre, gençlikte özellikle, talihin senden yana olduğunu sanabilirdin, bazen senden yanadır da gerçekten. Ama senin farkında bile olmadığın ve senin aleyhine işleyen birtakım ortalama hesaplar ve kanunlar vardır, her şeyin yolunda gittiğini sandığın zamanlarda bile.Bir gece, sıcak bir salı gecesi o ayyaş sen oluverirsin, sensin o ucuz pansiyon odasında olan, ve daha önce o odalarda olmuş olmanın da bir yararı olmaz, daha da kötüdür hatta, çünkü bir daha bu duruma düşmemeye karar vermişliğin vardır. Bir sigara daha yakmaktan, bir içki daha içmekten, o sıvası dökük duvarlarda bir çift göz, bir çift dudak aramaktan başka bir şey de gelmez elden.

c h a r l e s b u k o w s k i .







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 06 Mayıs 2012, 22:34   #14 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

b a t t a n i y e .

Son zamanlarda iyi uyumuyorum, ama sözünü etmek istediğim bu değil tam olarak. Uykuya daldığımı sandığım anda olan bir şey. "Uykuya daldığımı sandığım" diyorum çünkü aynen öyle. Giderek daha sık uykuda olduğumu hissediyor ama düşümde odayı görüyorum, yatağımda uyuyorum ve her şey yatağa girmeden önce bıraktığım gibi. Yerdeki gazete, komodinin üstündeki boş bira şişesi, çanağının içinde dönüp duran tek balığım, saçım kadar bana özel şeyler. Çoğu kez, uyanıkken, yatağa uzanmış uykuyu beklerken, acaba gerçekten uyanık mıyım yoksa uyuyor ve odamı mı düşlüyorum, diye soruyorum kendime.
Her şey ters gidiyor son zamanlarda. Üst üste gelen ölümler; kötü koşan atlar; diş ağrısı,kanama ve diğer sözü edilmeyen şeyler. Bazen, bundan daha kötü olamam, diye geçiriyorum içimden. Ama sonra, hiç olmazsa bir odan var, diyorum. Sokakta değilsin. Bir zamanlar umursamazdım sokakta olmayı. Ama sokaklara tahammülüm yok artık. Çok az şeye tahammülüm var. Vücudumu iğneyle oydular, neşterlendim, bombalandım hatta. Genellikle yeter diyorum artik; daha fazlasına katlanamam. Olay su: Düşümde kendimi odamda gördüğümde ya da odamda uyanıkken, bilemiyorum, iste o sırada bir şeyler oluyor. Dolap kapısının hafif aralık olduğunu fark ediyorum, oysa biraz önce kapalı olduğundan eminim. Sonra kapının aralığı ile vantilatörün (hava çok sıcak olduğu için yerde bir vantilatör var) aynı çizgide olduklarını ve başımı gösterdiklerini fark ediyorum. Ani bir öfke ile yastığımdan uzaklaşıyorum; öfke diyorum çünkü beni ortadan kaldırmaya çalışan bu şeylere okkalı bir küfür sallıyorum. "Adam delirmiş," dediğinizi duyar gibiyim, delirmiş olabilirim gerçekten. Ama sanmıyorum nedense. Bu lehime küçük bir artı olarak yazılabilir. İnsanlarla birlikteyken iyi hissetmem kendimi. Benden uzak şeylerden söz ediyorlar, benim duymadığım heyecanlar duyuyorlar. Ama onlarla birlikteyken kendimi güçlü hissediyorum. Şöyle düşünüyorum: Onlar bütünün küçücük parçaları ile hayatlarını sürdürebiliyorlarsa, ben de sürdürürüm. Ama yalnız kaldığımda, kendimi bir duvarla, soluk almakla, tarihle, kendi sonumla kıyaslayabildiğimde bazı tuhaf şeyler olmaya başlıyor. Zayıf bir adamım ben anlaşılan. İncil’i denedim, filozofları denedim, şairleri denedim, ama hepsi bir şekilde hedefi ıskalamışlardı. Tamamen farklı şeylerden söz ediyorlardı. Ben de uzun süre önce okumaktan vazgeçtim. İçki, kumar ve seks biraz işe yarıyordu, yaşantımla cemiyetin, kentin, ülkenin bir ferdi gibiydim; ancak tek fark benim "başarma" isteği duymamamdı. Bir aile istemiyordum, ev istemiyordum, iyi bir iş istemiyordum. Böyleydim: entelektüel değildim, sanatçı değildim, sıradan insanı kurtaran köklerden de yoksundum. Arada derede kalmış bir şeydim, bu da deliliğin başlangıcı olsa gerek. Ve öyle bayağıyım ki! Elimi kıçıma sokup kaşıyorum. Basur. Cinsel ilişkiden daha zevkli. Kanatıncaya kadar kaşırım, acı beni durmaya zorlayıncaya kadar. Maymunlar yapar bunu, goriller yapar. Onları kanayan kıçları ile hayvanat bahçesinde görmüşlüğünüz vardır. Ama devam edeyim izninizle. Garipliklere meraklıysanız cinayet-ten söz edeyim size. Bu Oda Düşleri, öyle diyelim bunlara, birkaç yıl önce başladı. İlk seferinde Philadelphia'daydım. Çalışmıyordum, kirayı dert ettiğim için olmuştu belki. O sıralar sadece şarap ve bira içiyordum, seks ve kumar da tüm güçleri ile kanıma girmişlerdi. Bir sokak kadını ile yaşamama rağmen her gece iki-üç farklı erkekle beraber olduktan sonra benimle seks ya da kendi deyimi ile "aşk" yapmak istemesi tuhafıma gidiyordu... Etkileniyordum,zorlanıyordum.
"Tatlım," derdi bana, "seni SEVDIGIMI anlamalısın. Kadın seni içine alabilir, orada
olduğunu sanırsın ama değilsindir. SENI içime alıyorum." Pek yararı olmuyordu. Duvarları biraz daha yaklaştırıyordu sadece. Bir gece, düşte ya da değil, uyandım ve yanımda yatıyordu (ya da uyandığımı düşlüyordum) etrafıma bakındım ve bir sürü küçük adamın bizi yatağa bağladıklarını gördüm. Otuz-kırk küçük adam, gümüş renginde bir teli yatağın altından geçirip üstümüze sarıyorlardı. Kadınım huzursuz olduğumu hissetmiş olmalıydı. Gözlerini açıp bana baktı. "Siss, sessiz ol!" dedim. "Kımıldama! Bizi elektrik vererek öldürmeye çalışıyorlar!" "KIM BIZE ELEKTRIK VERMEK ISTIYOR?" "Allah belanı versin, sana SESSIZ olmanı söyledim! Kımıldama!" Uyuyormuş gibi yapıp bir süre daha çalışmalarına izin verdim. Sonra var gücümle doğrulup telleri kopardım. Afallamışlardı. İçlerinden birine bir yumruk bile salladım. Nereye kaybolduklarını bilmiyordum ama onlardan kurtulmuştuk. "Bizi ölümden kurtardım," dedim kadınıma. "Öp beni," dedi. Neyse, günümüze dönelim. Sabahlan kalktığımda vücudumda izler oluyor, morluklar. Özellikle izlediğim bir battaniye var. Bu battaniye ben uykudayken canıma okumaya çalışıyor. Bazen uyanıyor, battaniyeyi
gırtlağıma sarılı buluyorum, soluğum kesiliyor. Hep ayni battaniye. Ama ben bir şey olmamış gibi davranıyorum. Bir bira açıyorum, başparmağımla Yarış Bülteni'ni aralıyorum, acaba yağmur yağacak mı diye pencereden bakıp her şeyi unutmaya çalışıyorum. Tek istediğim beladan uzak ve huzurlu bir hayat. Yorgunum. Bir şeyler hayal etmek ya da uydurmak istemiyorum. Ama o gece battaniye bir kez daha uyuz etti beni. Yılan gibi kıvrılıyor, biçimden biçime giriyor, açık durmayı reddediyordu. Ertesi gece de aynı şey. Kanepenin önüne, yere fırlattım. Sonra kımıldadığını fark ettim. Başımı her yana çevirdiğimde kımıldıyordu, inanılmaz bir hızla. Kalkıp bütün ışıkları yaktım, gazete okumaya başladım, ne olursa, moda sayfası, keklik nasıl pişirilir, bahçenizde biten yabani otlardan nasıl kurtulursunuz; editöre mektuplar, siyaset sütunları, küçük ilanlar, ölüm ilanları... Ben okurken battaniye hiç kımıldamadı. Birkaç bira içtim, sonra gün ışıdı, uyumak kolaylaştı. Geçen gece olan oldu. Akşamüstü başladı aslında. Uykusuz olduğum için akşamüstü dört sularında yatağa girdim, uyandığımda ya da düşümde uyandığımı gördüğümde battaniye gırtlağıma dolanmıştı yine, kararlıydı bu kez! Ayyuka çıkmıştı artık! Beni haklamaya kararlıydı ve güçlüydü, ya da ben güçsüzdüm, düşte gibi, soluğumu kesmesini engellemek için var gücümü kullanmak zorunda kaldım, ama üstümden atamıyordum bir türlü, küçük ama güçlü ataklar yaparak beni gafil avlamaya çalışıyordu. Ter içinde kalmıştım. Kim inanırdı böyle bir şeye? Canlanıp beni boğmaya çalışan bir battaniye? Böylesine lanet bir şeye kim, nasıl inanırdı? Hiç bir şey bir kez yaşanmadan inanılır olmaz -atom bombası ya da Rusların uzaya insan göndermesi ya da Tanrı’nın dünyaya inip kendi eseri insanlar tarafından çarmıha gerilmesi. Gelmekte olan şeylere kim inanır? Son ateş zerresine? Uzay gemisindeki son sekiz-on kadına ya da Nuh'un gemisine ya da insanlığın yorgun tohumunu başka bir gezegene ekmeye? Bu battaniyenin beni öldürmeye çalıştığına inanacak adam ya da kadın nerede? Tek bir kişi bile bulamazsın, lanet olsun! Bu da işleri bir şekilde daha da zorlaştırıyordu.Başkalarının hakkımda ne düşündüklerini umursamadığım halde onların battaniye gerçeğini bilmelerini istiyordum. Tuhaf, değil mi? Neden acaba? Sık sık intihar düşüncelerine kapılmama rağmen battaniyenin bana yardımcı olmaya çalışması direnmeme neden oluyordu.
Sonunda mereti yere çalıp bütün ışıkları yaktım.
Bu her şeye bir son verecekti! IŞIK, IŞIK,
IŞIK!
Ama olmadı, ışığın altında bile kıpırdayıp birkaç santim ilerlediğini fark ettim. Oturdum,
gözlerimi üstünden ayırmadım. Yine hareket etti. Yarım metre ilerledi bu kez. Kalkıp giyinmeye başladım. Ayakkabılarımı ve çoraplarımı almak için battaniyenin yanından geçtim. Sonra giyindim ve ne yapacağımı bilemedim. Battaniye kımıldamıyordu artik. Biraz yürümek iyi gelirdi belki. Köşedeki gazete bayiine gidecektim. Mahallenin bütün gazete satıcıları entelektüeldi: G.B. Shaw, O. Spengler ve Hegel okurlardı. Çocuk filan değillerdi: 60, 80, 1000 yasındaydılar. Lanet olsun. Kapıyı çarpıp dışarı çıktım. Merdivenin başına geldiğimde bir şey beni kafamı çevirip holün sonuna bakmaya itti. Doğru tahmin ettiniz: Battaniye beni izliyordu, yılan gibi kıvrılmış, önündeki gölgeli kısımda baş, ağız ve gözler. Size şu kadarını söyleyim, dehşetin dehşet olduğuna inandığınız anda daha az dehşete düşersiniz. Bir an için battaniyemi bensiz kalmak istemeyen yaşlı bir köpek gibi düşündüm,beni izlemek zorundaydı. Ama sonra bu köpeğin, yani battaniyenin beni öldürmeye çalıştığını hatırladım, hızla indim merdivenden. Evet, evet, peşimden geldi! İstediği gibi hızlanıyordu, basamakları indi. Sessiz. Kararlı. Üçüncü katta oturuyordum. Aşağı kadar izledi beni. İkinci kata. Önce dışarı çıkıp koşmayı düşündüm ama dışarısı karanlıktı; geniş bulvarlardan uzak, sessiz ve tenha bir mahalleydi benimki. En iyisi birilerinin yanında olmak, durumun gerçekliğini sınamaktı. Gerçeğin gerçek olabilmesi için en az iki oy gerekiyordu.Yaşadıkları zamanın ilerisinde olan insanlar bunu bilirler, deliler ve sanrı görenler de. Bir hayali sadece sen görüyorsan ya aziz derler adama ya da deli. 102 numaralı dairenin kapısını çaldım. Mick'in karısı açtı kapıyı. "Selam, Hank," dedi, "girsene." Mick yataktaydı. Her yeri şişti, bilekleri normalin iki misli, karnı hamile bir kadının karnı gibi. Çok içiyordu, karaciğeri iflas etmişti. Su doluydu Mick. Askeri Hastane'de oda boşalmasını bekliyordu. "Selam, Hank," dedi, "bira getirdin mi?" "Bak, Mick," dedi karısı, "doktorun ne dediğini biliyorsun. Damla bile içmeyeceksin, bira bile." "Battaniye neyin nesi?" diye sordu Mick. Aşağı baktım. Battaniye fark edilmeden içeri girebilmek için koluma dolanmisti. "Bende bir sürü battaniye var, isinize yarar diye düşündüm." Kanepenin üstüne fırlattım lanet şeyi. "Bir bira bile getirmedin mi?"
"Hayır, Mick."
"Bir bira çok iyi gelirdi."
"Mick," dedi karısı.
"Bunca yıldan sonra şak diye kesmek kolay mı sanıyorsun?"
"Peki, bir tane olabilir," dedi karısı, "bakkala gidip alayım."
"Gerek yok," dedim, "ben yukarı çıkıp buzdolabımdan alırım."
Kalkıp kapıya doğru yürüdüm, gözüm battaniyenin üstündeydi. Kıpırdamadı. Kanepeden
öylece baktı bana.
"Hemen dönerim," dedim ve kapıyı kapattım.
Her şey kafamın içinde cereyan ediyor, diye geçirdim içimden. Battaniyeyi yanımda taşımış,beni izlediğini hayal etmiştim. İnsanlarla daha fazla görüşmeliydim. Dünyam çok dardı.
Yukarı çıkıp buzdolabından 4-5 bira aldım, kesekağıdına koyup aşağı inmeye başladım.
İkinci kata vardığımda bağrışmalar, küfürler ve bir el silah sesi duydum. Koşarak 102 numaraya daldım.
Mick o davul gibi hali ile ayakta duruyordu, elinde de 32'lik bir magnum. Battaniye kanepede,bıraktığım yerdeydi.
"Mick, delirmişsin sen!" dedi karısı.
"Haklısın," dedi Mick, "sen mutfağa gider gitmez bu battaniye kapıya doğru gitti, yemin
ederim. Kapının tokmağını çevirmeye çalıştı, dışarı çıkmak istiyordu. İlk şoku atlatınca yataktan kalkıp üstüne yürüdüm, yanına vardığımda tokmaktan üstüme sıçrayıp gırtlağıma dolandı, beni boğmaya çalıştı!"
"Mick biraz rahatsız," dedi karısı, "ona iğne yapıyorlar. Yan etkileri var, hayal görüyor.
İçerken de görürdü. Hastaneye yatınca düzelir." "Lanet olsun!" diye bağırdı Mick pijamalarının içinde çok sis, "bu battaniye beni öldürmeye çalıştı diyorum size, iyi ki magnum doluydu, dolaba koştuğum gibi çıkardım, yine saldırdığında sıktım. Sürünerek uzaklaştı. Sürüne sürüne kanepeye tırmandı, orada duruyor iste. Merminin açtığı deliği görebilirsiniz.
Hayal filan görmedim ben.!
Kapı çalındı. Yöneticiydi. "Çok gürültü yapıyorsunuz," dedi.
"Saat ondan sonra televizyon ve Gürültü yok."
Sonra gitti.
Battaniyenin yanına gittim. Gerçekten de bir delik açılmıştı üstünde. Battaniye hareketsizdi.
Bir battaniyenin can alıcı noktası nerededir?
"Tanrım, bir bira içelim," dedi Mick, "ölüp ölmemek umurumda değil."
Karısı üç şişe açtı. Mick ile birer Pall Mall yaktık.
"Hey, moruk," dedi Mick, "giderken bu battaniyeyi de götür."
"İhtiyacım yok, Mick," dedim, "sende kalsın, kullanırsın."
Birasından sıkı bir yudum aldı. "Bu allahın cezası şeyi buradan götür!"
"İyi de, ÖLDÜ, değil mi?"
"Nereden bileyim?"
"Bu battaniye saçmalığına inandığını mi söylüyorsun, Hank?" diye
sordu karısı.
"Evet, bayan."
Başını geriye atıp güldü. "İki kaçık o... çocuğu tanıyorsam, sizlersiniz," dedi. "Sen de
İçiyorsun, değil mi?" diye ekledi sonra.
"Evet, bayan."
"Çok mu?"
"Bazen."
"Tek istediğim bu Allahın cezası battaniyeyi buradan götürmen!" dedi Mick. Biramdan büyük bir yudum alıp. keşke votka olsaydı, diye geçirdim içimden. "Tamam, dostum." dedim,
"madem istemiyorsun, götürürüm."
İyice katlayıp kolumun üstüne koydum.
"İyi geceler."
"İyi geceler, Hank. Bira için teşekkürler."
Merdiveni çıkmaya başladım: battaniyede hayal belirlisi yoktu. Mermi isini bitirmişti belki de. Odama girip battaniyeyi iskemlenin üstüne fırlattım. Bir süre oturup izledim. Aklıma bir fikir geldi. Bulaşık kabını alıp içine gazete kağıdı doldurdum. Sonra patates soymak için kullandığım bıçağı aldım, iskemleye olurdum. Battaniyeyi kucağıma alıp bıçağı havaya kaldırdım. Kolay değildi ama o battaniyeyi kesmek. İskemlede kalakalmıştım. Los Angeles'in o berbat gece ayazı enseme vuruyordu ve kolay değildi. o battaniyeyi kesmek. Nasıl bilebilirdim ki? Bir zamanlar beni delice sevmiş bir kadındı belki de. Battaniye kılığına girmiş benden öç almaya çalışıyordu. İki kadın düşündüm. Sonra bire indi. Sonra mutfağa gidip bir şişe votka açtım. Doktorlar sert içkilere takılırsam öleceğimi söylemişlerdi. Ama gizli gizli onlara karşı çalışıyordum. İlk gece bir yüksük dolusu. Ertesi gece iki yüksük. Derken... Bir bardak kovdum bu kez Ölüm değildi rahatsız edici olan, hüzün ve meraktı. Battaniye belki de beni ölüme, yanına almaya çalışan bir kadındı, ya da bir battaniye olarak beni sevmeye çalışıyor, bunu nasıl yapacağını bilemiyordu... Mick'i de beni izlemeye çalışırken onu engellediği için öldürmeye kalkışmamış mıydı. Delilik mi? Olabilir. Ne delilik değildir ki? Maval delilik değil miydi? Kurmalı oyuncaklardan farksızdık... Birkaç kez kuruluyorduk, sonra da güle güle... Ortalıkla dolanıp varsayımlarda bulunuyor, planlar yapıyor, valiler seçiyor, bahçemizdeki çimleri biçiyorduk... Delilik tabii, ne delilik DEGILDIR ki?
Votka bardağını bir dikişte boşaltıp bir sigara yaktım. Sonra battaniyeyi son kez elime alıp kestim! Kestim, kestim ve kestim, ne olduğu anlaşılamayacak kadar küçük parçalara kestim onu... parçaları bulaşık kabına koydum, kabı pencerenin yanına yerleştirdim dumanı üflemesi için vantilatörü çalıştırdım. Kap alev aldığında ben mutfağa gidip bir votka daha koydum. Döndüğümde kırmızı ve güzel yanıyordu, eski Bostan cadıları gibi, Hiroşima gibi, aşk gibi, bütün aşkların içinde bir aşk gibi, ve çok kötü hissettim kendimi. İkinci bardağı da içtim, hiçbir şey hissetmedim desem yalan olmaz. Bir tane daha koymak için mutfağa gittim, bıçağı da yanımda götürmüştüm. Bıçağı lavaboya fırlatıp şişenin kapağını açtım. Lavabodaki bıçağa baktım yine. Yan tarafında kan izi vardı. Ellerime baktım. Ellerimde kesik olup olmadığını kontrol ettim. İsa’nın elleri harikulade ellerdi. Ellerime baktım. Kesik filan yoktu. Çentik bile.
Yanaklarımdan aşağı gözyaşlarının süzüldüğünü hissettim, bacakları olmayan ağır ve
anlamsız şeyler gibi sürünerek. Deliydim. Gerçekten delirmiş olmalıydım.


c h a r l e s b u k o w s k i .
Sıradan Delilik Öyküleri.







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Mayıs 2012, 22:34   #15 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

BARLAR ÜZERİNE:
Barlara pek gitmiyorum artık. Sistemimden çıkardım onları. Şimdi bir bara girdiğimde öğürüyorum, O kadar çok bar gördüm ki, yetti bana -gençken yapılacak iştir bara gitmek, biliyor musun, bir hatun kaldırmaya çalışmak, birileriyle dövüşmek filan, bütün o maço saçmalık - benim yaşımda yapılacak iş değil. Barlara işemek için giriyorum artık. Yıllarımı geçirdim barlarda. Bara girip kusmak için doğru helaya giderdim, oraya varmıştı iş.

ALKOL ÜZERİNE:
Alkol bu dünyaya gelmiş en muhteşem şeylerden biri muhtemelen -beni saymazsak tabii ki. Evet. bu dünyaya gelmiş en muhteşem iki şeyi saptadık. İşte. iyi anlaşırız ben ve alkol. Çoğu insan için yıkıcıdır. Ben onlardan biri değilim. En yaratıcı yazılarımı sarhoşken yazmışımdır. Kadınlarla bile, ben biraz çekingenimdir sevişme konusunda, bu yüzden alkol bana cinsel olarak daha özgür olma olanağı tanımıştır. Alkol özgürlüktür benim için, çünkü ben esas olarak içine kapanık, mahcup biriyim, oysa alkol bana bir kahraman olma, pervasızca işler yapıp uzay ve mekanda uzun adımlarla yürüme fırsatı tanır. bu yüzden seviyorum. evet.

SİGARA İÇMEK ÜZERİNE:
Seviyorum sigara içmeyi. Duman ve alkol birbirlerini dengeliyor. Eskiden deli gibi içtikten sonra uyanırdım ve ellerim nikotinden sapsarı olurdu, eldiven gibi. kahverengi nerdeyse. içimden, " Hasiktir. ciğerlerim ne haldedir kim bilir? Aman Allahım!" diye geçirirdim.

KEDİLER ÜZERİNE:
Kedilerin arasında olmak çok iyidir. Kendini kötü hissediyorsan kedilere bakar ve kendini çok daha iyi hissedersin, çünkü onlar her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu bilirler; öyle fazla heyecanlanmak ya da üzülmek için bir neden yok. Onlar bunu bilirler. Kurtarıcıdır kediler. Ne kadar çok kedin varsa o kadar uzun yaşarsın. Yüz kedin varsa on kedin olduğunda yaşayacağının on katı daha uzun yaşarsın. Bu gerçek bir gün keşfedilecek ve herkesin binlerce kedisi olacak ve kimse ölmeyecek. Gerçekten çok saçma.

YAZMAK ÜZERİNE:
Asla gündüz yazmam. Çıplakken alış veriş merkezinde koşmak gibi bir şey gündüz yazmak. Herkes seni görür. Gece. işte o zaman numara çekebilirsin. sihir.

İNSANLAR ÜZERİNE:
İnsanlara fazla bakmam. Rahatsız edicidir. Birine çok fazla bakarsan onun gibi olmaya başlarsın derler.

ŞÖHRET ÜZERİNE:
Öğütür insanı. F*hişedir, kancıktır, tüm zamanların en büyük öğütücüsüdür. Ben şanslıyım, çünkü Avrupa'da büyük bir şöhretim var, burdaysa fazla tanınmıyorum. Dünyanın en talihli adamlarından biriyim. Şanslı bir köpek. Şöhret korkunç bir şey gerçekten. Sıradanlık cetvelinde bir ölçüdür, birinci viteste çalışan beyinler. Değersizdir. Seçkin bir seyirci çok daha iyidir.

YALNIZLIK ÜZERİNE:
Hiç yalnız hissetmedim kendimi. Bir odada tek başıma kaldım, intiharın eşiğinde. Kendimi çok kötü hissettiğim oldu, ama hiçbir zaman birinin odaya girip kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacağını düşünmedim. ya da birkaç kişinin. Başka bir deyişle, yalnızlık beni hiçbir zaman rahatsız etmemiştir, çünkü yalnız kalmaya doyamam. Ben kendimi insan dolu bir odada ya da tezahürat yapan seyircilerle dolu bir tribünde en yalnız hissederim. Ibsen'den bir alıntı yapacağım: "En güçlü insanlar genellikle yalnızdır." Hiçbir zaman içimden, "şuh bir sarışın içeri girip beni düzecek, t*ş*klarımı ovacak ve kendimi daha iyi hissedeceğim," diye geçirmedim. Hayır, onun hiçbir yararı olmaz. İnsanları bilirsin, "Hey, Cuma akşamı, ne yapacağız? Burda kös kös oturacak mıyız?" Evet, kesinlikle. Çünkü yok dışarıda bir şey. Aptallık sadece. Aptal insanlarla fingirdeyen aptal insanlar. Geceye koşa koşa çıkmak gibi bir ihtiyaç içinde olmadım hiçbir zaman. Barlarda gizlendim, çünkü fabrikalarda gizlenmek istemiyordum. Hepsi bu. Milyonlarca insan adına özür dilerim, ama ben kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Kendimden hoşnutum. Bildiğim en iyi eğlence kendimim. Biraz daha şarap içelim!

GÜZELLİK ÜZERİNE:
Güzellik diye bir şey yok, özellikle insan yüzünde. fizyonomi dediğimiz şey. Hatlar arası uyum söz konusudur, matematikseldir. Burun fazla göze batmasın, yanlar modaya uygun olsun, kulak memeleri fazla iri olmasın, saçlar uzun. Genellemelerden oluşmuş bir serap. Kimileri bazı yüzleri harikulade bulur, ama gerçekte, son kertede, değillerdir. Sıfıra eşitlenmiş cebirsel bir denklem. "Gerçek güzellik", tabii ki, kişilikte yatar. Kaşların biçiminde değil. Pek çok kadın bana beni harikulade bulduklarını söylemiştir. oysa benim yüzüme bakmak bir kase çorbaya bakmaktan farksızdır.

ÇİRKİNLİK ÜZERİNE:
Yoktur çirkinlik diye bir şey. Biçimsizlik vardır, ama dışa dönük bir çirkinlik yoktur. Ben konuştum.

CESARET ÜZERİNE:
Cesur insanların çoğunun hayal gücü zayıftır. İşler yolunda gitmezse başlarına gelecekleri kestiremezler sanki. Gerçekten cesur olanlar hayal güçlerini yenip yapmaları gerekeni yapanlardır.

KORKU ÜZERİNE:
Hakkında hiçbir şey bilmiyorum.

ŞİDDET ÜZERİNE:
Şiddetin çoklukla yanlış yorumlandığını düşünüyorum. Belli bir şiddet gereklidir. Hepimizin içinde çıkmayı talep eden bir enerji var. O enerji bastırılırsa deliririz. Hepimizin arzuladığı o mutlak huzur hali arzulanacak bir bölge değildir. Bir şekilde yapımıza uygun değil. Boks maçlarını seyretmeyi bu yüzden seviyorum, gençliğimde de bu yüzden severdim arka sokaklarda dövüşmeyi. "Enerjinin şerefli bir biçimde dışa vurulması," bazen şiddet olarak yorumlanır. "İlginç delilik" ve "iğrenç delilik" vardır. Şiddetin de iyi ve kötü biçimleri var. Yani belirsiz bir sözcük şiddet. Başkalarına fazla zarar vermedikçe yerine göre iyi olabilir.

İNANÇ ÜZERİNE:
İnanan insanlar için iyidir inanç. Benim sırtıma yüklemeyin ama. Bir tesisatçıya kutsal ruhtan daha fazla inancım var benim. Tesisatçılar son derece yararlı bir iş yaparlar. Bokun akmasını sağlarlar.

GELENEKSEL AHLAK ANLAYIŞI ÜZERİNE:
Cehennem olmayabilir, ama yargılayanlar bir tane yaratabilir. İnsanlara çok fazla şey öğretildiğini düşünüyorum. Her şey fazla öğretiliyor. Başına gelenlerden öğrenebilmelisin, tepkinden. Tuhaf bir sözcük kullanmak zorundayım burda. "İyi". Nerden geldiğini bilmiyorum, ama hepimizin içinde doğuştan bir iyilik damarı olduğunu düşünüyorum. Tanrı'ya inanmıyorum, ama içimizdeki o iyilik damarına inanıyorum. O damarı beslemek mümkün. Tampon tampona trafikte biri sana yol verdiğinde sihirdir her seferinde. Umut verir insana.

c h a r l e s b u k o w s k i .







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Mayıs 2012, 22:34   #16 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

r e b o u n d .

genellikle, dedi, ayrılık ertesi,
ruhunun
veya ruhunun olduğu yerde olması gereken şeyin
kafasının koparıldığı
duygusu ile öylece otururken
telefon çalar veya kapı vurulur
ve yepyeni ve ferahlatıcı bir
kadın bulursun karşında.
yukardan bir işaret yollanmıştır sana
sanki
ve ordadırlar
en çekici halleri ile
hayatına girmeye
hazır.
ve kabullenirsin
hiçbir şey bir daha ters gidemezmiş gibi,
ikinci bir fırsat hakedilmediği halde
bir fırsat tanınmıştır,
o ilk kahkahalar, bir kez daha
o ilk
sihir.
kim tasarlamışsa bu işi
tilkinin gözüne
şahinin çabukluğuna
ve
korkunç bir mizah duygusuna
sahipmiş.
öte yandan, dedim, her
zaman
öyle olmuyor.
haklısındır umarım, diye karşılık verdi,
dinlenmeye
ihtiyacım
var.

b u k o w s k i .







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Mayıs 2012, 22:34   #17 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

J a n e ' için.

çimen altında geçen 225 günden sonra
benden daha çok şey biliyor olmalısın.

kanını emip bitireli epey oldu,
artık bir sepette kuru bir çubuksun.

bu işler böyle mi oluyor?

bu odada
aşk saatlerini
hala gölgeleri var.

bırakıp gittğinde
aşağı yukarı herşeyi
alıp gittin.


geceleri beni ben olmaya
koymayan kaplanların önünde
diz çöküyorum.

senin sen olman
asla bir daha olmayacak.

kaplanlar beni buldular
ama artık umurumda bile değil.


b u k o w s k i .







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Mayıs 2012, 22:34   #18 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

...

sera etkisi deyin ne derseniz deyin

eskisi gibi yağmıyor işte yağmur.

özellikle büyük kriz zamanındaki

yağmurlar geliyor aklıma.

kuruş para yoktu ama bolbol

yağmur vardı.


öyle bir gece veya bir gün

değil,

7 gün ve 7 gece

YAĞARDI

ve Los Angeles'in yağmur ızgaraları

bu kadar çok yağmuru emebilecek

şekilde yapılmamıştı

ve yağmur KALIN

ve KARARLI

ve DÜZENLİ yağardı

ve damlaların çatılara çarpışını

oradan da oluk oluk

toprağa akışını DUYARDINIZ

ve DOLU,

büyük BUZDAN KAYALAR

patlayan

oraya buraya saçılan havada uçuşan;

ve yağmur

kısaca

DURMAZDI

ve bütün çatılar akardı -

evin her tarafına

tencereler,

kapkacaklar serilir

TIP TIP sesleri bütün eve yayılırdı;

ve kaplar boşaltılır,

boşaltılır

ve tekrar boşaltılırdı.

kaldırımların üstünden geçerdi yağmur,

bahçelerin içinden; ve merdivenleri tırmanıp

evlere girerdi.

el bezleri vardı, banyo havluları,

ve yağmur genelde

tuvaletlerden girerdi: köpüre köpüre, kahverengi, küçük girdaplarla

ve külüstür arabalarla dolu olurdu sokaklar

güneşli bir günde

marş basmayan arabalarla,

ve işsiz adamlar

sanki canlılarmış gibi duran o eski arabaların

can çekişmelerine bakarlardı

pencereleri önünden;

işsizler,

yenik bir zamanın yenik insanları

hapsolurdu evlerine

karıları ve çocukları

ve kedi köpekleriyle.

kediler ve köpekler

dışarı çıkmamak için diretir

evin garip garip yerlerine

pisliklerini bırakırlardı.

işsiz adamlar

bir zamanlar güzel olan karılarıyla

evde tıkılıp kalmış olmaktan

çıldırırlardı.

korkunç tartışmalar yaşanırdı

haciz ihtar mektupları

kondukça posta kutularına.

yağmur ve dolu, bezelye kutuları,

yavan ekmekler; kızarmış

yumurta, rafadan yumurta, haslanmış

yumurta; fıstık ezmesi

sandviçleri, ve her tencerede

görünmez bir tavuk.

babam, kesinlikle iyi biri olmayan babam

her yağmurda, en iyi ihtimalle,

annemi döverdi,

kendimi üzerlerine atardım,

bacaklar, dizler,

çığlıklar

ta ki

birbirlerinden

ayrılana kadar.

"Gebertic'em seni, " bağırırdım "Bi' kez

daha vurursan ona öldürürüm seni!"

"Çabuk bu ****** çocu'unu

çıkar burdan!"

"hayır, Henri, annenin

yanında kal!"

evet, bütün evler kuşatma altındaydı

fakat sanırım bizim evdeki dehşet

ortalamanın üstündeydi.

ve geceleri

uyumaya çalıştığımızda

yağmur yağmaya devam ederdi

ve karanlıkta

suların odama girmemesi için

cesurca direnen penceremden

ayın yağmur sularıyla bulanık

görüntüsünü seyrederken

Nuh'u hayal ederek

ve Gemisini

tekrar oluyor galiba

diye düşünürdüm.

hepimiz düşünürdük

bunu.

ve sonra, birdenbire,

dinerdi yağmur.

galiba hep

sabaha doğru

5, 6 sularında dinerdi,

huzur çökerdi her yere,

ama tam bir sessizlik değil

çünkü hala devam ederdi

tip

tip

tip

sesleri

ve sonra sis ve duman

dağılırdı

ve sabah 8'de

gözleri kamaştıran sapsarı bir güneşışığı

düşerdi yeryüzüne,

Van Gogh sarısı -

çılgın, köredici!

ve ardından

sağanaktan kurtulan

çatı olukları

güneş altında

genleşmeye başlardı:

PENG!PENG!PENG!

ve herkes kalkıp dışarı bakardı

hala yağmuru içine çeken

bahçeler

hiç bu kadar yeşil olmamış

bir yeşil içinde

ve kuşlar

bahçelerde

deli gibi cıvıldayan kuşlar,

7 gün 7 gecedir

yere konup da

adamakıllı bir şey yiyememiş

tohum yemekten

bıkmış kuşlar

solucanların

toprak üstüne çıkmasını beklerlerdi,

yarı boğulmuş solucanların.

kuşlar solucanları önce topraktan çekip

havaya kaldırır

sonra da midelerine indirirlerdi;

karatavuklar ve serçeler olurdu.

karatavuklar serçeleri uzaklaştırmaya

çalışır

ama serçeler,

açlıktan delirmiş,

daha küçük ve çabuk,

kendi paylarını

kotarırlardı.

erkekler verandada durur

sigaralarını içerlerdi,

şimdi kapı kapı dolaşıp

büyük olasılıkla hiç bir kapı ardında

bulamayacakları bir

iş arayacaklarının,

büyük olasılıkla çalışmayacak arabalarını

çalıştırmaya uğraşacaklarının

bilincinde.

ve bir zamanlar güzel olan

karıları

banyoya girer

saçlarını tarar,

makyajlarını yapar,

dünyalarını tekrar

biraraya getirmeye çalışırlardı,

onları saran korkunç mutsuzluğu

unutmaya çalışarak,

kahvaltı için

ne hazırlasam diye

telaşlanarak.

ve radyo

okulların

açıldığını söylerdi.

ve

ardından

işte ben

yine okul yolundaydım,

yollarda kocaman

su gölcükleri,

tepemde yeni bir dünya gibi

güneş,

evde annemler,

okula

zamanında vardım.

Bayan Sorenson bizi

"bugün tenefüs yok,

yerler çok ıslak"

diyerek karşıladı.

çocuklar "AOF"

bağırdı bir ağızdan.

"fakat tenefüs saatinde

çok farklı birşey

yapacağız," dedi,

"ve çok zevkli

bir şey!"

hepimiz merak ettik

bu çok zevkli şeyin

ne olduğunu

ve o iki saat

Bayan Sorenson

dersini anlatmaya

devam ederken

bir türlü geçmek bilmedi.

Küçük kızlara baktım,

çok tatlı ve temiz ve

dikkatli görünüyorlardı,

uslu ve dik

oturuyorlarken sıralarında

ve saçları

Kaliforniya

güneşi altında

çok güzeldi.

sonra tenefüs zili çaldı

ve hepimiz eğlenceyi

beklemeye koyulduk.

ardından Bayan Sorenson sınıfa seslendi:

"şimdi ne yapacağız

biliyor musunuz, birbirimize

yağmur sağanağı sırasında

neler yaptığımızı anlatacağız!

en ön sıradan başlayıp

arka sıralara doğru devam edeceğiz!

hadi Michael, sen başla!..."

ve hepimiz

hikayelerimizi

anlatmaya başladık, Michael başladı

ve herkes sırayla kalkıp devam etti,

ve sonra farkettik ki

hepimiz yalanlar söylüyorduk, tamamen

yalan sayılmaz ama

çoğunlugu yalandı

ve oğlanlardan bazıları pis pis

gülmeye başladığında kızlar onlara

kötü bakışlar fırlattı ve

Bayan Sorenson "tamam!" diye bağırdı

"tam bir sessizlik istiyorum!

Siz merak etmeseniz de

ben

neler yaptığınızı

öğrenmek istiyorum!"

böylece biz de hikayelerimize

devam ettik

ve hepsi de hikayeydi.

bir kız gökkuşağı

ilk çıktığında bir ucunda

Tanrı'nın yüzünü

gördügünü söyledi.

bir tek hangi ucu olduğunu söylemedi.

bir oğlan oltasını

pencereden sarkıtıp

bir balık yakalayıp

kedisini

beslediğini söyledi.

hemen hemen herkes

bir yalan uydurdu.

gerçek

fazla acı

ve utandırıcıydı.

sonra zil çaldı

ve tenefüs bitti.

"teşekkür ederim," dedi Bayan

Sorenson, "hepsi çok

hoştu.

yarına kadar

yerler

kurur ve

kullanılabilecek

hale gelir."

çocuklardan bir

gürültü koptu.

küçük kızlar

dimdik ve uslu

oturuyorlardı,

çok tatlı ve

temiz ve

dikkatli,

saçları dünyanın bir daha

asla göremeyeceği bir güneşin

ışıkları altında

çok güzel

görünüyordu.

ve


....




C h a r l e s B U K O W S K I .







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Reklam Alanı
Alt 06 Mayıs 2012, 22:35   #19 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

i ç k i i ç m e k .

“Günlük hayatın sıkıntısından biraz silkeler insanı, her şeyin aynı olmasından. Kişiyi bedenin ve aklın dışına çıkarıp duvara yapıştırır. Sanırım içmek, ertesi sabah tekrar hayata dönülebilen ve her gün tekrarlanabilen bir intihar şeklidir.”

c h a r l e s b u k o w s k i .







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Alt 06 Mayıs 2012, 22:35   #20 (permalink)
VIP ÜYE ~


Talia. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 03 Ağustos 2011
Nerden: Karşıyaka
Yaş: 22
(Mesajlar): 19.912
(Konular): 1820
İlişki Durumu: Var
Burç:
Renkli Para : 133519
Aldığı Beğeni: 89
Beğendikleri: 4
Ruh Halim: Eglenceli
Takım :
ÖdülleriÜye Ödülleri: 2
Oscar Ödülü Teşekkür Plaketi 
Standart

Hep kalıplara uymayı reddettim.
Geldiğim nokta şu; diğerlerinden daha mutsuz, bi o kadar umutsuz ama kafam hepsinden daha güzel.."


-Charles Bukowski-







Kuşlar uçuyor..
Talia. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
bukowski, charles, sözleri


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557