Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Yaşam & Muhabbet & Eğlence > Sevda Sokağı
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Sevda Sokağı Forumumuzun sevdalıları için olan Sevda Sokağı bölümüdür. Sevda hakkındaki herşeyi bulabilir ve paylaşabilirsiniz.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 17 Şubat 2013, 16:22   #1 (permalink)
Az İnsan , Çok Huzur.

Huzur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 26 Ağustos 2012
Nerden: GaziAntep
Yaş: 21
(Mesajlar): 5.718
(Konular): 2813
İlişki Durumu: Yok
Burç:
Renkli Para : 214066
Aldığı Beğeni: 1991
Beğendikleri: 4720
Ruh Halim: Mutlu
Takım :
Standart Dolunayda Uyku Tutmaz

Dolunayda beni uyku tutmaz. İlle o ateş topunun, hemen önümde, denize bıraktığı kızıl bir ters üçgenin sivri ucunu, yavaşça sürükleyip uzaklaşmasını izleyeceğim. Ay, gök, deniz kızıla kesecek. Ta ki yavaş yavaş sönecek olan bu kızıllığı iyice yayacak, Midilli’nin üzerine inecek yavaşça... O, yok olana değin, ben, ardından boynu bükük bakıp duracağım. Sonra tılsımlı kızıllık, yine acelesiz, ağır ağır, sessizce, gizemle, yerini, yeni uyanan, gözlerini ovuşturup duran şafağa bırakacak.

O sırada, güneşin kızıllığı, Şeytan Sofrası’nda, tepeden baktığında, önüne serpiştirilmiş adacıklar arasından, denizde koylarda kızıl mehtabın yerini alıyordur.
Niye aynı anda iki yerde olamıyorum, uçamıyorum? Canım sıkılıyor.

* * * * *

“Deli” diyeceklermiş... Bu saatte tek başına... İn cin yokken ortalıkta... Pöhh...

Su, altın sarısına çalan incecik kuma değip değmemekte kararsız... Hafifçe kıpırdıyor... Kumu ellemeye kıyamıyor, yavaşça geri çekiliyor. “Kumu” diyorum ama, acaba ayaklarıma mı dokunmak istemiyor?

Su üşümüş... Dün akşamüstü sıcacıktı oysa... Ben, ayaklarımı uzatıp uzatıp çekiyorum, oynuyoruz.

O da ne? Oyun oynayalım derken başımı kaldırmamışım hiç.

Orada... Evet orada... Balina gibi bir şey. Okyanus mu burası, balinanın ne işi var?...

Gözlerimi kısıp kısıp tekrar tekrar bakıyorum. Düşlem mi, sanrı mı, görüm mü?
Gece hiç uyumadım ya herhangi biri olabilir. Ovuşturuyorum gözlerimi. Bir daha, bir daha...Kısıyorum, açıyorum; bir daha, bir daha...

Yüzmeliyim oraya, yakından görmeli, değmeliyim. Ne olacaksa olsun...

Az kaldı işte... Yanılmamışım. Yatıyor orada. Aman yarabbi, ne kadar büyük öyle... Gece uyumadım ya uyduruyorum galiba... Dokunmalıyım, ellemeliyim, başka yol yok...

Upuzun kırçıllı kumral saçlarını ve sakallarını görüyorum işte. Kocaman yüzünün profilini, suyun üzerinde kalmış burun ve çeneyi... Nihayet, başından, kaç insan boyu uzakta ama normal hizada bulunan, yarısı seçilebilen ayaklarını, parmaklarını hatta... Görüyorum işte.

İyice karıştı aklım. Masallardaki devler, denizde mi olurdu, karada mı? Ve çok korkunçtular, hep de kötü...

Korkularını yenmeyi bilirsin sen... Boşver, devam et, geri dönmek yok.

Küçücükken, ağaç altlarının karanlıklarında, ninenin masallarındaki cinleri aramıştın hani... Asos’ta orkinosla aranda elli metre kalmıştı onu gördüğünde.

Bak, o kıpırdamıyor bile. İsteseydi, şimdiye alabora ederdi, parçalardı seni. Bekliyor, evet bekliyor. Devam et, geri dönmek yok. Dönsen de yakalamak tek hamlesine kalmış üstelik.

Devam, ne olacaksa olsun... Sustur şu kalbinin takırtısını da... Devam... Kaybedecek neyin var ki? Ölüm dediğin nedir? Ha bugün, ha yarın... Devam...

* * * * *

Poseidon, kadim dostumdur ya da ben öyle düşünürüm.

Kış ortasında doğmuşum. Babam, yeryüzündeki ilk yazımda, Boğaz’ın serin sularına atıvermiş beni. Belki o da Poseidon’a güvendi. Çünkü, her yaz, Hisar’lar arasında, yüzerek

Boğaz’ı geçerken, yaman akıntılardan onu da Poseidon korumuş olmalı. Kılavuz, yoldaş olmuştur belki. Kimbilir?

Babam, Poseidon’un ülkesine, korkusuzca salarken küçücük bebeğini, bebek bağırmamış, ağlamamış, batmamış, çırpınmış durmuş babası onu kollarına alana kadar.

Şimdi ben, ne zaman başım dara düşse, ne zaman kanasa yüreğim, kendimi Poseidon’un ülkesine atarım. Onun hükmettiği sular okşar başımı, bedenimi. Dokunuşlarını, hücrelerimin en derinlerinde duyumsarım. Tüm hücrelerim, saf saf ayaklanır. Sudan yükselen müziğin, hoş bir esinti eşliğinde, dansa çağrısıdır sanki...Hücreler, bir esrikliğin coşkusuyla döner, kıvrılır, birbirlerine yaklaşır, uzaklaşır... Kırılgan, oluşmamış bir birleşmenin, doruğa uzak salınımının ürkek bir gerilimi sürdürüşü... Aynı salınımın, aynı anda, hazla arşa doğru yükselişi, inişi...

Bilmediğin gücünün, bilmediğin bedensel ve tinsel yeteneklerinin uyanışı, dirilişidir bu.

Bastırılmış bir korkuyla, ona doğru yüzerken “işte” dedim, “İşte, o Poseidon’dur, evet o olmalı...”

Çok heyecanlanmıştım. İlk kez karşıma çıkıyordu. Kulaçlarımı hızlandırdım. Yakından görmek, dokunmak, tanımak, konuşmak istedim. Bu yaşıma kadar dert ortaklığına, sağaltımım için uğraşılarına teşekkürlerimi sunmak istedim. Sevgimi, saygımı, minnetimi sunmak...

Metrelerce saçlarını aralaya aralaya, yüzdüm, başucuna ulaştım. Denizin mavisiyle göğün mavisinin karıştığı gözleri açıktı ve göğe bakıyordu. Yanına vardığımın ayırdında değil gibiydi. Beni yok sayıyor, kıpırdamıyordu.

Bedeni, şeytan minarelerinin, patellaların, istiridyelerin, deniz yıldızlarının irili ufaklı çeşitleriyle kaplıydı. Adını sanını bilmediğim, rengârenk, sedefli sedefsiz nice tılsımlı deniz kabuğuyla...

İçimden geçenleri anlata anlata ayakucuna yöneldim. Teşekkürlerimi sundum, boğucu yeni dertlerden söz ettim, akıl danıştım. O susuyordu. Duymuyor muydu, dinlemiyor muydu? Öyle mi görünüyordu? Ben anlatıp duruyordum.

Ölü olamazdı. O bir Tanrı’ydı ve ölümsüzdü. Ama rahatsızlık da belirtmiyordu. Peki, tepkisizliğin anlamı neydi?

Aşil gibi yarı tanrı değildi ki topuğuna dokunayım. Yine de denedim, tık yok.

Ayağının bilekle birleştiği yere bacaklarımı doladım. Kollarımı uzatıp tırmanarak parmaklarına tutunmaya çalıştım. Hayret, ayaklarına yapışmış kabukların hiçbiri batmıyordu.

Onu ilk kez görüyordum, belki bir daha hiç görmeyecektim, konuşamadan çekip gidecekti belki. Konuşmasını sağlamalıydım. Ayrıca karşı konulmaz bir istek belirmişti. Tüm bedenine dokunmak istiyordum.

Kendimi, hızla yukarı çekip bacaklarının üstüne yüzüstü bırakıverdim. Sonra zikzaklar çizerek, sürünerek gezinmeye başladım. Bir yandan, kabukların açık bıraktığı yerlerde tenini yokluyordum. Diriydi ama sert değildi. İnsan teniydi.

Aman Tanrım...Aman...

Birdenbire, teninin dokunduğum her noktasında, yeşil deniz bitkileri ve onların arasında rengârenk kır çiçekleri...

İnanılmaz bir şeyler oluyordu. Dokundukça, yeryüzünün tanıdığım tanımadığım tüm çiçekleri, aniden, tuzlu su bitkileriyle birlikte parmaklarımın ucunda doğuyordu.

Anakaralara ait, tatlı suya alışkın çiçeklerin, tuzlu suda nasıl oluştuğuna şaşırırken kendi bedenimdeki titreşimleri duyumsadım.

Her şey bir anda oldu. Sanki tüm hücrelerim bir anda doğurganlığa durdu. Sancı yoktu. Minik titreşimleri hemen minik çakımlar izliyor, küçük tomurcukların oluşmasıyla birlikte göz açıp kapayıncaya kadar çiçekler açıveriyordu bende de.

Delirtici bir güzellik ve haz... Bitmesindi, bitmesin...

Artık iyice ağır ilerleyen bir sürüngendim ve biz, iki ayrı ama tek bir çiçek tarlasına dönüşüyorduk ve o hâlâ susuyordu.

Sol eline ulaşmıştım. Bu olağanüstü değişimi taşıyamayan bedenimin ve tinimin yorgunluğuyla kocaman elinin içine sırtüstü bırakıverdim kendimi.

O, susuyordu.

Gözlerimi göğe diktim. Hera’yı aradım. Belki yardımıma koşardı; kadının, doğumun ve ihanetlere öfkenin Tanrıçası, neler olup bittiğini anlatırdı bana. Belki Afrodit’i yollardı yardımıma. Şaşkın, yorgun sesimle çağırırken onu, lirinin tınıları arasında Safo’nun sesi çalındı kulağıma. O da Afrodit’e yakarıyordu:

“Gel kurtar ne olursun gene beni
bunca zorlu kaygısından gönlümün
oldur olmasını dilediğini;
katıl savaşıma”

Hangisi yardımıma koştu bilmem ama dev parmaklar kıpırdadı, büküldü, hafifçe, sardı bedenimi, göğsüne doğru çekti yavaşça. Sürünmeme saygılıydı sanki... Yüzüm onun görkemli bedenine dönüktü; eli, yüzümü, kendi bedenine yer yer değdirerek hareket ediyordu.

İkimiz de silme çiçektik, yeşildik, tuzduk, suyun sesine karışan küçük çığlıklar ve hoş bir kokuyduk. Ben’dik, O’yduk, Biz’dik... Çiçektik.

Zaman dursun, diyordum, sonsuza değin dursun zaman...

Birden sesini duydum.

İlk kez konuşuyordu. Cüssesiyle uyum sağlamayan bir ses. O cüsseden bas beklerken bir tenorun inceliği ve yumuşaklığı sanki...Azarlar gibi, kırgın gibi bir vurguyla:

- Hep konuşursun, anlatır durursun bana ama bu tatlısu çiçeklerinden niye söz etmedin hiç, deyiverdi.

Şaşırdım , ne yanıt vereceğimi bilemedim. Zorlukla, utanarak:

- Bilmiyordum ki, ben de bilmiyorum. Sen getirmiş olmalısın, Tanrısal bir şey bu, dedim.

- Büyütme gözünde beni... Tuzlu suların Tanrısıyım ben. Mercan kayalar yapar, kabuklu kabuksuz binbir renkte canlılar yaratırım; derin kuyular açar girdaplar oluşturur, dev dalgalar yaparım... Gel gör ki anakaralara, onların çiçeklerine gücüm yetmez. Bunları sen getirdin. Hem de beklenmedik bir anda, beni de şaşırttın.

- İnanamıyorum söylediklerine. Bilseydim bu gücümü, ne senden ne kendimden esirgerdim. Hücrelerime sinip gizlenmiş bir genin becerisi olmalı. Bak bu karşılaşma olmasaydı, yoksun kalacaktık bu güzellikten, nasıl da habersiz yaşamışım.
Kocaman parmaklarını biraz daha sıkıp onayladı sanki sözlerimi. Elinin içinde, yüzüm göğsüne dönük, onun yüzüne doğru ilerlerken işte o koca vücuttaki çiçeksiz, boş yeri gördüm. Göğsünün sol yanına denk geliyordu. Evet, oralarda çiçek yoktu... Orası, belli belirsiz çizgilerle kaplı, pulsuz, kaygan balık derisine benziyordu. Hemen avcundan sarkan kolumu uzatıp dokunmak istedim.

İşte ne olduysa o anda oldu; “Sakın oraya dokunma!” diye kükredi, fırlattı attı sulara beni... Neye uğradığımı şaşırdım. Bunu hak edecek ne yapmıştım? Utanmıştım kendimden, korkmuştum.

“Neden?... Ama neden?...” diyebildim yalnızca.

-“Üstüme varma, geri dön, yaralıyım, acıyor işte, görmüyor musun? Çok acelecisin, varma üstüme...” dedi, sesi biraz daha yumuşamıştı ama uzaklaşmaya başladı.

–Gitme n’olur, bunca yıllık ömrümde ilk kez gördüm seni, gidersen bir daha göremem. İzin ver, dokunayım...Bak çiçeğe durmuşken hazır... Çiçeklerden ilaçlar yaparım sana, belki sağaltırım, iyi gelir belki...

- Ben de seni ilk kez görüyorum ama varlığını bilmek, görmek, tanımak değildir. Haydi, yüzüp durma peşimden, git kumsalına!

İncinmiş, aşağılanmıştım. O koskoca, ölümsüz bir Tanrı’ydı. Bir ölümlüyü nasıl tanıyamazdı, anlayamazdı? Cesaretimi toplayıp işte bu soruları sıraladım ona.

– Büyütüp durma gözünde, beni ve Olimpos’takileri. İnsanlarda ne kadar kahpelik, kötülük varsa, bizde daniskası bulunur. Gücümüzü, gizlilikten, görünmezlikten, bilinmezlikten, suskunluktan besleriz biz. Zavallı insanlar da bir şey sanar, bire bin katıp hakkımızda söylenceler yaratır, sonra kendileri de inanırlar.

İşte böyle dedi ve uzaklaştı, gövdesi görünmez oldu, gitti. Tam başı da gözden yitiyordu ki acıyla ve telaşla seslendim.

– Beni de götür, bekle!

– Şimdi götüremem, iyleşmem gerek. Hem seni daha bir süre izlemeliyim.

- İzlemene gerek yok, ne de olsa Tanrısın, bilirsin... Artık ben seni unutamam ki...Sonra bu çiçekleri, bitkileri...Tekrar gelecek misin? Söyle, gelecek misin?

– Belki, dedi.

– Belki deme bana, diye haykırdım öfkeyle... Unuttun mu, ben ölümlüyüm ve zamanım çok az kaldı.

Sonra ekledi:

- ”Sanırım geleceğim...Evet evet geleceğim...Hatta çağırmasan da geleceğim, hele bir iyileşeyim, bekle...

- Bekleyeceğim, bekleyeceğim, diye bağırdım var gücümle. Unutma sakın, benim zamanım çok az...Ölümlüyüm...

Gitti.

Ardından öylece bakakaldım. Gözlerimde tuz...

Hücrelerim, vücudumda biten koyu yeşil deniz bitkilerini ve anakaralardan derlenmiş binbir renkli çiçekleri üçer beşer geri çekti, en derinlerine sakladı yine...

09.08.2011
Vildan Sevil





Hep ulaşamadığını mı sever insan ?
Huzur isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
dolunayda, tutmaz, uyku


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557