Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu  



"Taklitler, Asıllarını yaşatırmış."
Go Back   Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu > Eğitim & Öğretim > Eğitim ve Öğretim Genel > Tarih ve İnkılap Tarihi
Ücretsiz Kayıt ol veya Üye Girişi yapın.
Tarih ve İnkılap Tarihi Tarih ve İnkılap Tarihi dersi hakkındaki tüm bilgiler ve paylaşımlar bu bölümdedir.

Forum Renkli - Türkiye'nin En Renkli Eğlence ve Paylaşım Platformuna Hoşgeldiniz.
Forum Renkli'ye Hoşgeldiniz. Forumumuza ücretsiz KAYIT olarak, forumumuzda bilgi alışverişi yapabilir ve aramıza katılıp samimi dostluklar kurabilirsiniz.

Forumumuzda bizimle birlikte paylaşıma katılmak için buradan üye olabilirsiniz.



veya Facebook üyeliğiniz ile sitemize kayıt olabilirsiniz.
Etiketli Üyeler Listesi

Yeni Konu Aç Cevap Yaz
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12 Kasım 2011, 14:12   #1 (permalink)
| DJ |

-life4kill- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 17 Ağustos 2011
(Mesajlar): 4.047
(Konular): 1295
Renkli Para : 5941
Aldığı Beğeni: 5
Beğendikleri: 1
Ruh Halim: none
Takım :
Standart Fatih Sultan Mehmed

Fatih Sultan Mehmed

--------------------------------------------------------------------------------

Osmanlı pâdişâhlarının yedincisi İstanbul’un fâtihi olup, İkinci Murad Hanın oğludur 30 Mart 1431 (H 833) Pazar günü Edirne’de dünyâya geldi Annesi Candaroğulları âilesinden Hadîce Alîme Hümâ Hâtundur Küçük yaşta tahsiline ve yetişmesine çok ehemmiyet verilen Şehzade Mehmed devrin en mümtaz alimlerinden ilim öğrendi İlk hocası Molla Yegan’dı Meşhur din ve fen âlimi olup zâhirî ve bâtınî ilimlerde mütehassıs Akşemseddîn hazretleri şehzâdenin her şeyi ile bizzat ilgilendi 12 yaşına gelince devlet idâresini öğrenmesi için Edirne’den Manisa’ya vâli olarak gönderildi Kısa bir süre sonra babası tarafından tahta çıkarıldı Ancak bundan faydalanmak istiyen yeni bir Haçlı ordusu 1444 Eylülünde Türk topraklarına girdi Vaziyetin ciddiyetini anlayan Sultan Mehmed yazdığı mektupla babasını yeniden saltanata dâvet etti Bâzı rivâyetlerde bu talep üzerine, bir kısım rivâyetlere göre de, durumun vahâmetini takdir eden İkinci Murad, kendi reyi ile İstanbul Boğazından Avrupa’ya geçerek Edirne’ye geldi Derhal idâreyi ele alarak Varna’ya hareket etti
Gerek Avrupa devletlerinin hasımca davranışları, gerek Anadolu’daki Türk beyliklerinin nizâmı bozucu hareketleri, devleti çok sarsmıştı 1444 Varna Zaferi ile Osmanlı Devletinin temelleri tam olarak sağlamlaştırılmış oldu

1451 târihinde babası İkinci Murad’ın vefâtı üzerine İkinci Mehmed, ikinci defâ Osmanlı tahtına oturduğunda 19 yaşındaydı Daha önceden saltanat tecrübeleri olduğu gibi, babasının yanında seferlere de katılmış ve çok iyi bir kumandan olarak yetiştirilmişti Saltanat değişikliği dolayısıyla fırsat kollayan Karamanoğulları üzerine bir sefer yaptıktan sonra, artık kangren hâline gelen Bizans meselesini halletmek üzere bütün ağırlığını bu konuya verdi Rumeli Hisarını yaptırıp, Yıldırım Bayezid’in karşı kıyıda yaptırdığı Anadolu Hisarı ile berâber boğazı kestikten sonra, 1452-1453 kışını Edirne’de harp hazırlıkları ile geçirdi

Rumeli Hisarının inşâ plânının bizzât Pâdişâh tarafından çizildiği rivâyeti kuvvetlidir Hisarın kerestesi İzmit’ten, kireci Şile bölgesinden getirildi ve yapımında 1000 taşçı ustası, 5000 işçi, 10000 civârında yamak çalıştırıldı Vezirler, sırtlarında taş taşıyarak hisarın yapılmasına hizmet ettiler Ayrıca, bâzı burçların yapım masrafını işçi ücretleri dâhil vezirler üzerine aldılar Rumeli Hisarı’nın inşâsı esnâsında Bizans İmparatoru elçi göndererek, “kendi toprakları üzerine kale yapılmasının dostluğa ve ahde vefâya uymadığını” bildirdi Bunun üzerine, Fâtih Sultan Mehmed, elçiye; “Var git kralına söyle! O, rahmetli babam zamânında ahdi çok defâ bozmuştu Arada ahid mi kaldı ki vefâdan bahseder Bu topraklara biz hisar yaparız, toprak elçi göndermekle kurtarılmaz Eğer bu topraklar onunsa, gelip kurtarsın” diyerek niyetini az çok ortaya koydu Dört aydan az bir zamanda bitirilen Rumeli Hisarı ile İstanbul’un Karadeniz’den ikmâl yolu tam kontrol altına alınmış oldu Ayrıca Karadeniz kıyılarına yayılan Venedik kolonilerinin de Venedik ile irtibatı kesilmiş oluyordu İstanbul’un muhâsarasına kadar da her geçen gemi, yükü, kalkış ve varış iskeleleri gibi bilgileri ve geçiş rüsûmunu (geçiş vergisi) altın olarak vermeye mecbur bırakılmış, vermeyen batırılmıştır

Şehzâdeliğinden beri bir an önce İstanbul’u fethetmek, hazret-i Peygamberin müjdesine mazhar olabilmek ideali ile tutuşan Sultan Mehmed, bu büyük meselenin halline çalışıyordu Bu sebeple askerî târihin kaydettiği ilk büyük ateşli silahlar ve toplarla bu orduyu dayanılmaz bir kudret hâline getirmiş, İstanbul muhâsarasında, donanmayı Beşiktaş’tan kara yolu ile Haliç’e indiren teknik bir dehâya ve çeşitli muhâsara makinalarına, seyyar kulelere sâhip olmuştu

Haliç üzerinde; Kasımpaşa tarafından başlamak üzere boş fıçılar üzerine kalaslar bağlatarak beş buçuk metre eninde bir köprüyü Kasımpaşa-Ayvansaray arasına inşâ ettirdi Bu çalışmaları gören Bizanslılar, su üstünde yüründüğünü zannederek, sihir yapıldığına hükmetmişlerdi Devrin en ağır toplarını döktürdü O zamana kadar ateşli silahların atıştan sonra soğuması beklenirdi Fâtih Sultan Mehmed, zeytinyağı döktürerek insanlık târihinde “yağla makine soğutmasını”, havan topunun balistik hesaplarını yaparak, plânını çizerek dik mermi yollu ilk silahı keşfetti

Fâtih, bu yüksek vasıfları ve üstün kuvvetiyle İstanbul fethine hazırlanırken,ona karşı dış düşmanları ve içerde şehzâdeleri kışkırtan Bizans, târihî fesat siyâsetinin son gayreti olarak bu sefer de şehzâde Orhan’ı Fâtih aleyhine kullanma teşebbüsüyle genç Pâdişâh’a İstanbul seferinin meşruluğunu ve zarûretini bir kere daha göstermiş oluyordu Üstelik daha Manisa’da şehzâdeyken, hocası büyük velî Akşemseddîn İstanbul’u fethedeceğini müjdelemişti Hazret-i Peygamberin; “İstanbul muhakkak fethedilecektir Bu fethi yapacak hükümdâr ve ordu ne mükemmel insanlardır” meâlindeki hadîs-i şerîfi onu ayrı bir şevke getirmişti

Kaynakların belirttiğine göre, Pâdişah, hep İstanbul’un fethini düşünüyordu Evliyânın işâretleri, keşif ve kerâmet sâhiplerinin sözleri ile o bu fikri tamâmıyla benimsemişti Pâdişâhın gece-gündüz huzûru kaçmıştı Yatağına girer kalkarken, sarayında ve dışarıda gezinirken kafası hep İstanbul’un fethi ile meşguldü Yalnız veya maiyetiyle gezintiye çıktığında da yine fethi düşünür, istirâhat ve uyku bilmezdi Elinde kalem ve kâğıt, dâimâ İstanbul’un haritası ile uğraşırdıYine bir gece aynı düşünceyle uykusu kaçmış, veziri Çandarlı Halil Paşa'yı gece yarısından sonra konağından sarayına çağırtmıştı Böyle gece yarısı vakitsiz çağrılmaktan korkan yaşlı vezir, pâdişâhın ayaklarına kapanarak, özürler dilemiş, pâdişâh da korku ve telaşının yersiz olduğunu belirterek, İstanbul’un alınması için oturup konuşmaya çağırdığını bildirmişti

Nihayet İkinci Mehmed, 23 Mart'ta ordusuyla Edirne’den hareket etti Kuşatma 6 Nisanda başladı 18 Nisanda İstanbul adaları alındı 22 Nisan gecesi Türk donanması karadan Haliç’e indirildi 23 Nisanda sulh teklifine gelen Bizans elçisine genç Pâdişah; “Ya ben şehri alırım, ya şehir beni!” cevâbını verdi 29 Mayıs sabahı yapılan son taarruzda İstanbul düştü Bu şekilde Ortaçağ sona erdi, Yeniçağ başladı İstanbul’un fethi, Türk târihinin en müstesnâ olayı sayılarak “Feth-i Mübîn” denildi Dünyânın en büyük kilisesi (Saint-Sophie) ve bütün Avrupa’nın ayakta kalan en eski yapısı olan Ayasofya, câmiye çevrildi Fâtih bu mabedin kıyâmete kadar câmi kalmasını yazılı olarak vasiyet ve vakfeyledi Bütün Ortodoks Hıristiyanların başı olan patrikliği ortadan kaldırmadı Bunu o zamanki, siyâsî olaylara göre değerlendirmek gerekir İsteseydi, İstanbul fâtihi, patrikliği ortadan kaldırabilirdi Fakat o zamânın siyâsî durumu bunu gerektirmemekteydi İstanbul’un düşmesinden sonra, surlarda Ceneviz kumandan ve askerlerinin ölülerine rastlandı Hâlbuki Cenevizliler, Türklerle dostluk anlaşması imzâlamışlardı Bu ihânetleri ortaya çıkınca çok korktular Kendilerine çok ağır cezâlar verileceğini beklerken, Fâtih Sultan Mehmed, Ceneviz vâlisi ve papazını çağırtarak üzüntülerini bildirdi ve Galata’da oturan bu Cenevizliler için bir ferman çıkarttı; “Evvelden olduğu gibi herkes sanat ve ticâretinde, ibâdetinde serbesttir Kiliseler açık bulunacak, ancak çan çalınmayacaktır” şeklindeki emriyle ölüm bekleyen insanları sevindirdi

Gerek Ortodokslara, gerek Cenevizlilere tanıdığı bu serbestlik, Avrupalıların husumetini azalttı Bâzı Avrupalı târihçiler, Türklerin Avrupa’da süratli bir şekilde ilerlemesini, Avrupa’nın kolay fethini bu davranışa bağlarlar ve Osmanlı İmparatorluğu, bu hâdise ile cihânşümûl hâle geldi şeklinde yazarlar 21 yaşında İstanbul’u fetheden Fâtih, Katolik Avrupa’ya cephe aldı ve Ortodoks Hıristiyanlığın Katoliklerle birleşmesini önledi Esâsen imparator ve devlet adamları, İstanbul’u kurtarmak için papalığın asırlardan beri istediği fedâkârlığı yapıyor, papalık da Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesi karşılığında askerî yardımda bulunuyordu Fakat bütün çalışma ve gayretlere rağmen İstanbul’u korumak için Avrupa’dan az bir gönüllüden başka bir şey gelmedi İstanbul’daki papazlar ve halk da dinlerini korumak için İstanbul’da Lâtin şapkası yerine Türk sarığını görmeyi tercih ettiklerini belirttiler

İstanbul’un fethi ile Osmanlı Cihan Devletinin temelleri atılmış oluyordu Doğu Roma Fâtihi olarak Edirne’ye dönen Fâtih Sultan Mehmed Han, dünyâ politikasını yeniden gözden geçirdi Devletin geleceği için önemli kararların alınması gerekiyordu Bizans’ın düşmesini Avrupa’nın hoş karşılamayacağı tabiî idi

Karaman ve İstanbul seferinden sonra, 1453’te Cenevizlilerden Enez’i aldı 1454’te, Kırım’a bir donanma gönderdi Aynı yıl Sırbistan Seferine çıktı Kuzey Ege adalarına donanma göndererek buraları ele geçirdi Rodos Seferini yaptı ise de adayı alamadı 1455-1456 yıllarında ikinci ve üçüncü Sırbistan seferlerine çıktı Bu ikincisinde babasından sonra Belgrad’ı tekrar muhâsara etti Kaleyi savunan Hunyadi Yanoş öldü, Fâtih yaralandı Fakat Belgrad düşmedi 1455’te Boğdan Beyliği de Osmanlı idâresine girdi

1458’de Mora’ya ilk seferini yaptı 1459’daki Sırbistan Seferi sonunda, Semendire fethedildi ve Sırbistan Devleti son buldu 1460’da çıktığı İkinci Mora Seferi; Mora prensliklerinin ilgası, Osmanlı devletine katılması, Paleologosların sonu ve Bizans kalıntılarının silinmesi ile sonuçlandı

Sonra Güney Karadeniz meselesini ele aldı 1461’de Ceneviz’den Amasra’yı fethetti Baharda Sinop’a geldi Himâyesinde bulunan Candarlı Beyliği'ne dostça son verdi Oradan Trabzon’a yürüdü Denizden de kuşatılan Trabzon Rum İmparatoru teslim oldu Komnenos imparatorluk hânedanına son verildi Bu şekilde Batum ve Gürcistan kıyılarına kadar bütün Güney Karadeniz kıyıları, Osmanlı Devletine katıldığı gibi Trabzon ve Rize gibi Anadolu’nun son parçaları da Hıristiyanlardan alınmış oldu Trabzon seferinden dönüşünde Eflâk üzerine yürüdü ve ayaklanan Kazıklı Voyvoda meselesini hâlletti

Fâtih, 1462’de Yayçe’nin fethiyle netîcelenen birinci Bosna Seferine çıktı Aynı yıl Midilli Adasını fethetti 1463’te Bosna’ya bir sefer daha yaptı Ertesi yıl tekrar Bosna üzerine gitti 1466’da Karaman Seferine çıktı Aynı yıl Arnavutluk üzerine yürüdü 1466-67’de Arnavutluk üzerine bir sefer daha yaptı

Bu ardı kesilmeyen seferlerde Fâtih, bir taraftan büyük devlet fikrini gerçekleştirecek tedbirler almış, diğer taraftan da cihanşümûl hâkimiyet fikrini benimsemişti Bunun için Tuna’nın güneyinde ve Fırat-Toroslar sınırının batısında, Osmanlı Devleti'ne katılmayan hiçbir yer bırakmamak, Karadeniz’i ve Ege denizini birer Türk gölü yapmak, Venedik donanmasını geçerek, deniz kuvvetlerini de kara ordusu gibi dünyânın birinci kuvveti hâline getirmek ve bu işleri tamâmen gerçekleştirdikten sonra, İtalya’yı fethetmek istiyordu Bu plân artık dünyâca bilinmeye başlanmıştı Bu projeye karşı yalnız bütün Avrupa değil, Türkiye’nin doğusundaki komşuları da karşı çıktılar Bu şekilde Osmanlı Devletine karşı, bir ittifak meydana getirildi ve uzun süren savaşlar başladı

Bu büyük savaşlarda, Osmanlıların karşısında yer alan büyük devletler; Akkoyunlular, Venedik, Macaristan, Almanya, Polonya, Kastilya, Aragon ve Napoli idi Fâtih, dehâsı ile bu ittifaka karşı koymasını bildi Düşmanlarını bâzen teker teker, bâzen ikişer üçer, bâzen beşer onar yenerek bu büyük savaşlardan da gâlip çıktı Böylece Türk Cihan İmparatorluğunun temelleri sağlamlaştırılmış oldu Dünyânın Osmanlı Devleti karşısında âciz kaldığı ortaya çıktı Venedik’in deniz üstünlüğü târihe karıştı Böylece dünyâ Hıristiyanlığının iki mühim dayanağından Bizans’ı yıkıp, Venedik’i sindirmiş oldu

Uzun süren bu büyük savaşlar 1463’te Fâtih tarafından başlatıldı Venedik Cumhuriyeti, Osmanlılara savaş îlân etti Macaristan da Venedik’in yanında savaşa girdi Kısa zamanda Osmanlılara karşı savaşa girenlerin sayısı arttı Her cephede düşmanı yıpratan, diplomatik yollarla bezdiren Fâtih, 1470 yazında ordu ve donanması ile Eğriboz Adasına yöneldi Venedik’in Batı Ege’deki bu alınmaz dedikleri üssünü fethetti Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan, Avrupalıların, Osmanlılarla başa çıkamayacağını anlayınca, Tokat’a hücum ederek burada bir cephe açtı, kuvveti bölmeye çalıştı 18 Ağustos 1472’de Şehzâde Mustafa, Akkoyunlu ordusunu yenerek işgâl edilen Osmanlı topraklarını kurtardı Fâtih, 11 Nisan 1473’te Üsküdar’dan hareket etti 11 Ağustosta Erzincan yakınlarında Otlukbeli’nde Akkoyunlu ordusunu yendi

Fâtih’in akıncı kuvvetleri, Venedik varoşlarına Almanya içlerine kadar seferler düzenleyerek Avrupa’yı alt üst ettiler 23 seferini Boğdan, 24sünü 1476’da Macaristan üzerine yaptı Pâdişah, 1478’de Üçüncü Arnavutluk Seferine çıktı Kırım Hanlığı, Osmanlı birliğine katıldı 1480’de üçüncü Rodos Kuşatması netîce vermedi İyonya Adalarını aldıktan sonra, donanmayı İtalya’ya gönderdi Temmuz 1480’de Otranto’yu fethettirdi

1481 senesi ilkbaharında Fâtih Sultan Mehmed, 300000 kişilik bir ordunun başında olduğu hâlde sefere çıktı 27 Nisan 1481 Cumâ günü kapıkulu askerleriyle Üsküdar’a geçti Pâdişah Üsküdar’a geçtiğinde hasta olduğu için birkaç gün dinlendi Daha sonra araba ile hareket etti Gebze yakınlarındaki Tekir Çayırı veya Hünkâr Çayırına geldiği zaman hastalığı arttı Bunun üzerine hekimler tarafından konsültasyon yapılarak, verilen ilâcın dozu arttırıldı Fâtih’in özel doktoru, Yâkub Paşa isminde bir Yahûdi dönmesiydi Venedikliler, Fâtih’in zehirlenmesi karşılığında bu dönme Paşa’ya büyük bir servet vâdetmişler, Yâkub Paşa da bu işi gerçekleştirmişti Fâtih zehirlendiğini anladığı zaman iş işten geçmişti Birden bire müthiş sancılar başladı ve 3 Mayıs 1481 Perşembe günü öğleden sonra saat dörtte, 49 yaşında iken vefât etti Fâtih’in ölümü bir müddet halktan ve askerden saklandı Ölüm hâdisesi duyulunca, Sultan’ın bir zehirlenme olayına mâruz kaldığı anlaşıldı ve Yâkub Paşa, asker tarafından parçalanarak öldürüldü

Fâtih’in ölümü, Türk milletini büyük mâteme gark etti Ölüm haberi Roma’ya ulaşınca, İtalya’da toplar atılıp günlerce şenlikler yapıldı Papa, bütün Avrupa kiliselerinde üç gün çanlar çaldırıp, şükür âyini yapılmasını emretti

Fâtih’in nâşı İstanbul’a nakledilerek, Muhyiddîn Şeyh Vefâ hazretleri tarafından kıldırılan cenâze namazından sonra İstanbul’da yaptırdığı Fâtih Câmiinin bahçesine defnedildi Daha sonra üzerine türbe inşâ edildi

Fatih Sultan Mehmed Han, orta boylu, kırmızı beyaz yüzlü, dolgun vücutlu, sakalları altın telleri gibi kalın, yanakları dolgun, kolları kuvvetli, burnunun ucu hafif kıvrık, saçı siyah ve sık olup, kuvvetli bir fizîkî yapıya sâhipti Londra’da, National Gallery’de, Fâtih Sultan Mehmed’in bir portresi bulunmaktadır Bu portrenin Centile Bellini tarafından yapıldığı, delil olmadığı hâlde iddiâ edilmektedir Hâlbuki, National Gallery’de bu portreyle ilgili dosyadaki bilgilerden anlaşıldığına göre, her şeyden önce portre üzerindeki Centile Bellini adı kesin olarak okunamamıştır Ayrıca, Bellini’nin İstanbul’a gelip, Topkapı Sarayı için manzara resimleri yaptığı bilinmekle berâber, Pâdişah’ı gördüğü de belli değildir

Türk târihi, sayılamayacak kadar çok kahraman ve cihângirlerle doludur Fâtih Sultan Mehmed de bunların başında gelenlerdendir Çünkü o kılıçla keşfi yan yana yürütmüş, çağ açıp, çağ kapatmıştır İstanbul’u bütün ganîmetleri içinde firûze bir yüzük taşı gibi parmağında taşımış, bu güzel şehri torunlarının torunlarına bırakmıştır Onun için, asırlar boyu her cephesiyle yazılmış, çizilmiş, hakkında Garp’ta ve Şark’ta çok şeyler söylenmiştir Tedkîk edildikçe derinleşen, derinleştikçe deryâlaşan bu cihângirin sayısız vasıflarından bâzıları şunlardır:

Fâtih Sultan Mehmed, soğuk kanlı ve cesurdu Bu özelliğinin en güzel misâlini, Belgrad Muhâsarası sırasında, askerin gevşediğini gördüğü zaman önlerine geçip düşman hatlarına girerek gösterdi İstanbul Muhâsarasında da donanmanın başarısızlığı yüzünden atını denize sürmesi bu cesâretinin büyük örneğidir

Ne istediğini, ne yapacağını, ne yapabileceğini bilen ve bu büyük işleri başarabilmek için gerekli tedbirleri, yorulmak bilmeyen bir azim, sabır ve sükûnetle hazırlayan bir insandı

Çok merhametli ve müsâmahalıydı Kendisine elli gün mukâvemet eden, birçok Müslümanın şehid edilmesine sebep olan İstanbul şehri ve onun sâkinleri hakkında gösterdiği merhamet, aklın alamayacağı genişliktedir Hâlbuki o devir Avrupa’sında muzaffer bir kumandan, zaptettiği şehrin halkına görülmedik zulüm ve işkence yapmakta kendini haklı görürdü Fâtih vicdan hürriyetine büyük kıymet verirdi İstanbul’a girdiği vakit, ayaklarına kapanan İstanbul patriğini yerden kaldırmakla âlicenaplığını gösteren cihângîr, şu sözlerle patriği tesellî etti: “Ayağa kalkınız Ben Sultan Mehmed, hepinize söylüyorum ki: Şu andan itibâren artık ne hayâtınız, ne de hürriyetiniz husûsunda gazâb-ı şâhânemden korkmayınız!”

Fâtih, gayrimüslim tebaasının din ve mezheplerine aslâ dokunmadı, herkesi vicdânî inanışında serbest bıraktı Fâtih, İstanbul’un îmârında ücret karşılığında daha çok Rum esirlerini kullandı Bu sırada biriktirdikleri paralarla hürriyetlerini satın alma imkânını sağladı Bu müsâmaha o devir dünyâsının hâyâlinden bile geçirmediği bir olgunluk eseriydi

Batılıların iddiâlarına göre şehre giren Türkler, mâbedleri yıkmışlar veya yakmışlar, hiçbir şey bırakmamışlardır Hâlbuki bunları yıkan ve yakan yine kendileridir Bizanslılar surlarda açılan gediklerin tâmirinde kullanılmak üzere yüzden ziyâde kilise yıkmışlardır Öyle ki, Fâtih Sultan Mehmed, Ayasofya’yı yakından seyrederken, bir yeniçeri neferinin kilisenin taşlarından birini sökmek üzere olduğunu görünce, mâni oldu ve; “Size malca alınacak şeylere izin vermiştim, mülk ise benimdir demiştim” diyerek, yeniçeriyi şiddetli bir şekilde cezâlandırmıştır

Askerî ve siyâsi sâhada eşsiz bir dehâ idi Askerî alanda başarısının ilk özelliği, kılıçla kalemin işbirliğidirOrdunun disiplinine çok dikkat ederdi En küçük itâatsizliği ve buna sebep olan subayları şiddetli bir şekilde cezâlandırırdı Ordusunu, plânsız, düzensiz hareket ettirmez, mâcerâ hevesiyle kan dökmezdi Kendi devrine kadar, atalarının yer yer, ada ada yapmış oldukları akınlarını, plânlı bir fütûhât hâline getirdi ve devletini, sistemli bir idârecilik şuûruyla istikrarlı, yerleşmiş bir devlet yaptı Otuz senelik saltanat devresinde düzenlediği küçük, büyük seferler, memleketin coğrafî işbirliğini sağlamaya dayanır Bu gâyeye ulaşmak için de at geçmez kayalıklardan, geçit vermez nehirlerden geçerek; durup dinlenmeden, kış yaz demeden savaştı Bütün bu seferleri, bir plâna göre yaptığından, nereye gitmesi, nerede durması lâzım geldiğini bilerek hareket etti Yapacağı seferlerin muvaffakiyetle netîcelenmesini sağlamak için, aylarca bu seferin bütün teferruâtını hazırlardı Kumandanlığı ile diplomatlığı dâimâ berâber hareket ederdi Hangi devlet üzerine sefer düzenleyecekse, o devletin iç ve dış münâsebetlerini, zaaflarını, kuvvetini, diğer devletlerle olan münâsebetlerini en ince noktasına kadar tetkik eder ve sefere, hasmının en zayıf ve kendisinin en kuvvetli zamânında çıkardı Yapacağı seferlerden en yakınlarına bile haber vermez ve bunların gizli kalmasına çok dikkat ederdi “Sırrıma sakalımın bir tek telinin vâkıf olduğunu bilsem, onu yolar, atarım” sözü meşhurdur Böyle hareket etmeyi, muvaffakiyetlerinin başlıca sebeplerinden sayardı Nitekim böyle hareket etmesinin netîcesinde, İsfendiyâr Beyliği ve Trabzon Rum İmparatorluğunu kolayca ele geçirdi

Çok başarılı bir diplomattı Otuz sene, Asya ve Avrupa’da, bâzen birkaç cephede beş, on hattâ daha fazla devletle birden harp hâlinde bulunduğu günler oldu Böyle zamanlarda düşmanlarının, kuvvetlerini bölmenin, siyâsî müzâkereler, vaatler ve geçici tâvizlerle müttefikleri birbirinden ayırmanın kolayını buldu Rodos Adasının fethi için donanmayı hazırlarken, zaman kazanmak için oyalama taktiğine girişerek şehzâde Cem’e bir mektup vererek Demetrios Soplionos isimli Rum ile birlikte Rodos’a gönderdi Fâtih bu mektubunda hafif bir vergi karşılığında kendileriyle sulh ve sükûn içinde yaşayacaklarını bildiren, diplomatça bir harekette bulundu

Câsuslar bulundurduğu gibi, Avrupalı devletlerin Osmanlılarla ilgili hareketleri müzâkere eden bütün meclislerinde geniş bir haber alma teşkilâtına da sâhipti Almanya’da yerlilerden elde edilmiş câsusları da vardı İtalya ise, son derece gizli ve dâimî bir Türk haber alma servisiyle örülüydü Fâtih’in, bu teşkilâtı sâyesinde düşmanlarından günü gününe haberi olur, hareketlerini değerlendirerek tedbirler alırdı

Fâtih, ordu ve donanmasını iyi bir şekilde tekâmül ettirmişti Ordunun silâhları birkaç senede yenilenir ve daha geliştirilmiş olanları eskilerinin yerine konurdu Osmanlı donanmasının tekâmül etmiş şekilde kurucusu Fâtih’tir Topçuluğa gerekli ehemmiyeti veren ilk padişâhtır Fâtih’ten önce, top, bütün dünyâda, daha çok sesi ile düşmanı ürkütmek için kullanılırdı Büyük kaleleri yerle bir edebileceği ve meydan muhârebelerinde rol oynayacağı hiç düşünülmemişti Fâtih, bütün bunları akıl ederek, o târihe kadar görülmeyen sayı ve çapta top yapılmasına yöneldi Topların balistik ve mukâvemet hesaplarını kendisi yaptı Piyâdeye de, öncesine nispetle, büyük önem verdi Osmanlı ordusu, esas bakımından bir süvârî ordusu olmaya devâm etmişse de, yeniçeri ve azab gibi piyâde sınıfları, Fâtih devrinde önem kazandı

Fâtih Sultan Mehmed, ilme, sanata ve ilim adamlarına çok kıymet verirdi Zihniyeti ve tabiatı îtibâriyle ileri hamleden hoşlanan, terakkî ve medeniyetten zevk alan bir pâdişahtı Tıpkı askerî fetihleri gibi, ilim adına açtığı savaşta da bir âlimler, sanatkârlar ordusu kurdu ve bu muhteşem orduya kendisi serdâr oldu Yeni devletin kurulması plânının icrâsında eğitim ve öğretimin tesir ve önemini her şeyden üstün tuttu Maârif sistemini kânunla tanzim ederek ulemâ sınıfı diye tanınan ve idârenin temelini meydana getiren diyânet ve hukuk kurumlarını teşkilâtlandırdı Devlet idâresini ve bunun ilmîleştirilmesini esas aldı

Aklî ve naklî ilimlerde söz sâhibi olan âlimleri İstanbul’a topladı ve onların talebe yetiştirmesi için medreseler kurdu Devrinde yetişen büyük âlim ve sanatkârlar mühim eserler verdiler Fıkıh ilminde Molla Hüsrev, tefsirde Molla Gürânî, Molla Yegan, Hızır Çelebi, matematikte Ali Kuşçu, kelâmda Hocazâde, zamânının büyük âlimlerindendi ve ülkesine dünyânın dört bir tarafından âlimler akın ederdi Hattâ Molla Câmî bile İstanbul’a gelmekteyken, Pâdişâh’ın ölüm haberi üzerine geri döndü

İyi bir komutan ve devlet reisi olan Fâtih, aynı zamanda iyi bir ilim adamı ve şâirdi Latince ve Rumca ile Arapça, Farsça ve Türkçe'ye bütün incelikleriyle vâkıftı Şiirde, devrin üstatları arasında yer aldı Hattâ, sarayda dîvân sâhibi olan ilk pâdişâhtı Çünkü o, medeniyetin, sanatsız olarak fertlerin gönüllerinde yer alacağına ihtimâl vermiyordu Dedelerinin devlet kuruculuk kudretini, irâdeli bir idârecilik şuuruyla geliştirmesini bilen Fâtih, çevresinde devrin üstad şâirlerini topladı Avnî mahlâsıyla edebî değeri yüksek beyit ve gazeller söyledi Aruzu, usta şâirlerden farksız bir hâkimiyetle kullandı, şiirlerinde ince hissiyât ve düşüncelerini dile getirdi

Bizümle saltanat lafın idermiş ol Karamanî
Hudâ fursat virürise, kara yire karam anı

beyti, Karamanoğlu’nun çıkardığı fitne ve fesatlar karşısında şahlanan celâlini gösterdiği gibi, aşağıdaki şiiri de ince duygular sâhibi hassas bir gönlün, Türk edebiyâtına nâdide bir armağanıdır:

Sevdün ol dilberi söz eslemedün vay gönül
Eyledün kendözüni âleme rüsvây gönül
Sana cevr eylemede kılmaz o pervây gönül
Cevre sabr eyliyemezsin n’ideyin hay gönül
Gönül eyvây gönül vay gönül eyvây gönül

Bilmedüm derd-i dilün ölmek imiş dermânı
Öleyin derd ile tek görmeyeyin hicrânı
Mihnet ü derd ü game olmağiçün erzânî
Avnîyâ sencileyin mihnet ü gam-keş kanı
Gönül eyvây gönül vay gönül eyvây gönül




-life4kill- isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı
Yeni Konu Aç Cevap Yaz

Etiketler
fatih, mehmed, sultan


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum Renkli Sosyal Medya
Forumrenkli Facebook Forumrenkli Twitter Forumrenkli RSS
Forum Renkli Desteklediklerimiz

Forum Renkli Yasal Uyarı!

Forum Renkli Türkiye'nin en renkli eğlence ve bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Forum Renkli; Arkadaşlık, Dostluk, Eğlence, Paylaşım, Msn Nickleri, Msn Sözleri, Msn Avatarları, Ödüllü Yarışmalar, Msn Sözleri, Şiirler, Şarkılar, Moda, Sağlık, Tv, Dizi, Film, Komik, Komik Resimler, Komik Videolar, Haberler, Spor Haberleri ve Güncel Bilgi Paylaşımı gibi konuların kullanıcıları tarafından önceden onay almadan anında yayınlayabildikleri bir forumdur.

Copyright© 2011 - 2013, ForumRenkli.com® Tüm Hakları Saklıdır.


Forum Renkli Alexa Forum Renkli Sitemap



vBulletin® Version 3.8.7 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd
Inactive Reminders By Realdizayn

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557